Damla Göl – İpek Ortaer Montanari söyleşisi

Damla Göl – İpek Ortaer Montanari söyleşisi

“Horla ve Karanlık Öyküler”

İpek Ortaer Montanari

 

 

Damla Göl: Maupassant genelde denemeleriyle, olay hikâyeciliğiyle bilinir… Bu öyküler sayesinde bilmediğimiz bir yönüyle de tanışıyoruz aslında. Bunları Türkçeye kazandırmak nasıl bir duyguydu?

İpek Ortaer Montanari: Açıkçası benden önce de Maupassant’ın karanlık diyebileceğimiz gerilim öğeleri taşıyan öyküleri Türkçeye çevriliyor, ancak farklı üsluba sahip öykülerle birlikte yayımlandıkları için arada kaybolduklarını düşünüyorum; çünkü “Maupassant” dediğimizde insanlar duraklıyor ve karşılarında sıkıcı, sıradan öyküler bulacaklarını düşünüyorlar. “Horla ve Karanlık Öyküler” derlemesindeyse Maupassant’ın sadece karanlık öğeler taşıyan öykülerine yöneldik; sonunda da klasik derlemelerden farklı bir kitap ortaya çıktı. Yazarın pek de bilinmeyen öykülerine dikkat çekebildiğimi de düşündüğümden, bunları Türkçeye kazandırmak beni oldukça sevindirdi.

 

Damla Göl: Metinde döneme ve kültüre özgü göndermeler bolca mevcut, bu gibi durumlarda nasıl bir araştırma süreci yaşadınız? Hangi kaynaklardan faydalandınız?

İpek Ortaer Montanari: Sanıyorum günümüzde çevirmenin en büyük yardımcısı internet oldu. O yüzden döneme ve kültüre özgü göndermeleri araştırırken en çok kullandığım araç internet siteleri. Öte yandan lise ve üniversitede aldığım Fransızca eğitimi ile gelen bilgiler ve bazı derslerden kalan notlarım da çeviri süreçlerinde bana oldukça yardımcı oluyor. Ayrıca açıklamalı dil içi sözlükler de bilgilere ulaşmakta kolaylık sağlıyor.

Çoğunlukla bulduğum bilgileri aktarmadan önce bir değil de birden çok kaynaktan teyit etmek istiyorum; bazen de araştırdığım konuların çekiciliğine kapılıp internette saatler geçiriveriyorum, ancak umuyorum ki sonunda okuyucuya düzgün bir metin aktarabiliyoruz.

 

Damla Göl: Bu seçkide öykülerin seçilme sürecine siz de dâhil oldunuz. Bu aşamada nelere dikkat ettiniz?

İpek Ortaer Montanari: Öncelikle aynı üslupta olan ve daha önce Türkçeye çevrilmemiş öyküleri seçmeye çalıştım. Bu öykülere ulaşabilmek için Fransa’daki bir kitapçıya girip Maupassant bölümündeki tüm kitapları inceledim. Neyse ki bazı Fransız yayınevleri aynı türden öyküleri bir arada topladığı için işim biraz kolaylaştı. Öykülerin hepsini kitapçıda okuyamayacağım için aralarından aynı derlemelere sahip olmayan üç kitabı satın alıp evde okumasını yaptım. Öyküler arasında beğendiklerimi ve seçkimize uygun olabileceğini düşündüklerimi editörüme önerdim.

Maupassant’ın öykü seçiminde beni en çok zorlayan kısım ise öykülerin eşleştirilmesi oldu. Maupassant yaklaşık on yıl boyunca, her hafta iki ayrı gazete için öyküler kaleme alıyor, kısacası yazdığı öykülerin sayısı binleri buluyor. Bazen, Horla öyküsünde olduğu gibi, aynı öyküyü biraz değiştirerek yeniden yayımlıyor ve öyküleri için seçtiği adlar çok kısa. Hatta aynı ada sahip olan, fakat birbirinden oldukça farklı olan pek çok öyküsü var. İşte bu öyküleri birbirinden ayırt etmek, bizim için en uygun olan yorumlarını seçmek ve varsa daha önceden Türkçeye çevrildikleri adları bulmak (okuyucuların takip edebilmesi için, eğer uygun olduklarını düşünüyorsam öykülerin önceki çevrimlerdeki adlarını aynı bıraktım) beni biraz zorlasa da sonunda çok keyif alarak yaptığım bir çeviri oldu. Umuyorum okuyanlar da benim aldığım zevki alırlar.

Back to Top