Yastıkname

yastikname_00Japon kültürünün bin yıllık klasiği Yastıkname  Türkçe’de. Bütün gerçek edebiyat klasikleri gibi bugün bile bizlere söyleyecek çok şeyi olan, benzersiz üslupta bir kitap olan Yastıkname, Çevbir’den 83 çevirmenin ortak çalışmasıyla Türkçe’ye çevrildi. Kitap Çevirmenleri, seslerini duyurabilmek ve sorunlarına dikkat çekebilmek için böyle bir ortak çeviri yapmaya karar verdiler. Bu ortak çalışma bildiğimiz kadarıyla dünyada bir ilk niteliği taşıyor.
Kitabın yayınlanmasına kadar geçen süre içinde ÇEVBİR kuruldu. Çevirmenler birbirine yabancı dil ve kültürler arasında köprü işlevi görürler. Bu kez de öyle oldu: Uzak bir ülke ve uzak bir geçmiş onlar sayesinde şimdi daha yakınımızda…
Sarayda imparatoriçenin nedimeliğini yapan Sei Şonagon, hep başucunda tuttuğu “defterine” aklına esen her şeyi yazmış: Tanık olduğu küçük, sıradan olayları, anılarını, önemli bulduğu konulardaki fikirlerini; hoşuna giden gitmeyen, muhteşem ya da moral bozucu bulduğu, kalp atışını hızlandıran ya da asabını bozan, “gıcık” ya da hayran olduğu şeyleri… Özel bir duyusallığı ve gözlem yeteneği var Şonagon’un: Kayıt düştüğü inanılmaz ayrıntılara, özgür ve kadınca bir bireyselliğin damgasını vurmayı başarabildiği için olmalı, yüzyılların ötesinden hâlâ bizleri şaşırtmayı sürdürebiliyor.
Sei Şonagon’un 965 ya da 966 yılında doğduğu tahmin ediliyor, ölüm tarihiyse bilinmiyor, ama o dönemki kaynaklar tarandığında 1017 yılına kadar kesinlikle yaşamış olduğu anlaşılmış Yastıkname’de yazdıkları dışında hayatı hakkında pek fazla bilgi yok. Ön adı bile bilinmiyor; “Sei”, soyadı Kiyovara’nın ilk karakterinin Çince’deki okunuşu, “Şonagon” ise o dönemin Japon sarayında belli işlerle görevli nedimeler için kullanılan genel bir unvan. Yastıkname’de anlatmadığı halde hakkında bilinenler şunlardan ibaret denebilir: Anakronizme düşmeyi göze alarak günümüze ait bir kavramı kullanacak olursak “üst orta sınıftan” bir aileden geliyormuş; birçok sanatçı yetiştirmiş bu ailede (mesela babası Heian döneminin en ünlü şiir antolojilerinden birini hazırlayanlar arasında yer almış) o zamanki standartlara göre son derece iyi bir eğitim almış (genellikle soylu erkeklerin ayrıcalık ve statü simgesi olarak kullandıkları Çince’yi ve Çin kültürünü gayet iyi bildiği ve bu bilgisiyle saraylı erkekleri şaşırttığı kitapta anlatılan birkaç olayda da görülüyor); 983 yılında Taçibana Norimitsu ile evlenmiş, o yıl ve 986 yılında yapılan edebiyat toplantılarında dikkat çekmiş, 990 yılı civarında hizmetine girdiği İmparatoriçe Sadako (ya da Teişi) 1000 yılında ölünce saraydan ayrılmış ve Fujivara Muneyo ile evlenmiş.
Hakkında birçok ayrı yerde çeşitli efsane ve dedikodular üretilmiş olduğunu gören uzmanlar Sei Şonagon’un hayatının son yıllarında bol bol seyahat etmiş olduğu tahmininde bulunuyorlar.

 

sonagon_kes
sonagon_kes2
TÜRKİYELİ ÇEVİRMENLERİN MANİFESTOSU
Celal Üster
Japon kültürünün bize hep biraz uzak kaldığı düşünülmüştür. Coğrafì uzaklığın mutlaka bir payı vardır, ama çok önemli olduğunu sanmıyorum. İç içe, kucak kucağa gelişenler, birbirlerinden dolaysızca etkilenenler dışında, hemen tüm kültürlerin birbirlerine uzaklıkları da vardır, yakınlıkları da. Kaldı ki, Japon dünyası, Çin’den onca şey almasına karşın, burnunun dibindeki Asya’ya bile uzak düşebilen, ayrıksı bir dünya değil midir? Engin bir konunun sığlıklarında kulaç atmaya çabaladığımın ayırdında olduğum için, uzatmak istemiyorum. Kestirmeden söyleyeyim: Eski Japon ozanlarının şiirlerini okurken aşkın o güne değin göremediğimiz gizleriyle göz göze geliyorsak, Mişima’nın yapıtlarını okurken ruhumuz allak bullak oluyorsa, Kurosava’nın filmlerini izlerken gelenekle çağdaşlığın akıl almaz görsel harmanıyla kendimizden geçiyorsak, haykularla bir kaşık suda yaratılan imgeleri seyrederken derin bir dinginliğe erişiyorsak, Japon hat ve resim sanatı örneklerine şaşkın bir hayranlıkla bakıyorsak, o dünyanın bize yabancı olduğu söylenebilir mi?
Çeviri Denen Uğraş
En yabancı gibi görünen kültürleri, tüm uzaklıkları yakın kılan, kuşkusuz, sanatın evrenselliği. Ama görsel sanatlar dışında, özellikle edebiyatı, bilmediğimiz dillerde yazılmış şiirleri, öyküleri, oyunları, romanları bize yakın kılan da, çeviri dediğimiz uğraş.
Geçenlerde, Kitap Çevirmenleri Girişimi’nin uzun ve zorlu bir süreç sonunda gerçekleştirdiği bir kitap Metis Yayınları’nca yayımlandı. Yastıkname, yaklaşık bin yıl önce, Japon edebiyatının klasik çağı sayılan Heian döneminde yazılmış bir kitap. 10. yüzyılda yaşadığı sanılan saray ozanı, günce yazarı Sei Şonagon’un özgün adı Makura no soşi olan bu kitabı, daha önce İngilizceye The Pillow Book diye aktarılmış; o yüzden, “Başucu Kitabı” da denilebilir. Japonlar bu türe “zuihitsu” diyorlar; kimilerinin “çalakalem” diye tanımladığı bu tür, Japon düzyazı tarzının en güzel ve özgün örneklerinden biri. Ama aynı zamanda döneminin saray yaşamı üstüne de değerli bir kaynak.
Türkçe çeviri ve kitabın gerçekleşmesine önderlik eden Tuncay Birkan, baştaki “Sunuş”ta, Sei Şonagon’un yapıtının ilk ve en önemli örneğini oluşturduğu bu tür için, “düz çevirisiyle ‘kalemi izle’, daha dolambaçlı bir çeviriyle de ‘kalemine ket vurma, hangi konuda olursa olsun içinden nasıl yazmak geliyorsa öyle yaz denebileceğini” belirtiyor. Kitap Çevirmenleri Girişimi’nin ortak çevirisinde, “Başucu Kitabı” adı yerine, Osmanlı edebiyatıyla analoji kurularak, bence yerinde bir yorumla Yastıkname adı yeğlenmiş.
Birkan’a bakılırsa, kendi başına bir tür yaratmış bir kitap Yastıkname: “Kitabın kaleme alındığı 10. yüzyıl Japonyası’nda daha çok kadınlarca kaleme alınan eserlerle çok güçlü bir günce edebiyatı, seyahatname ve anlatı geleneği oluşmuş, ama bu kitapla birlikte doğan zuihitsu, günce, biyografi, hatırat, şiirler, aforizmalar, listeler, anlatı eskizleri ve bugün Batı kökenli kültürlerde ‘deneme’ adı verilen türün çok özgün bir bileşimi olarak tarif edilebilir.”
Sei Şonagon’un kitabının adına gelince, Britannica’da, Heian döneminin birçok kaynağında, yatak odalarında, uykuya dalmadan önce tutulan güncelerden söz edildiği belirtiliyor. Bu da, en azından, Makura no soşi, The Pillow Book ya da Yastıkname adının nereden geldiğini açıklıyor.
Birkan’ın “Sunuş”unda, kitap ve yazarı, kitabın kaleme alındığı Heian dönemi ayrıntılı, kapsamlı bir biçimde anlatılmış. Meraklı okuyucu, Yastıkname’ye baş koymadan önce, “Sunuş”ta anlatılanlardan yeterli bilgi ve keyfi alacaktır.
Peki, böylesi zorlu bir uğraşı gerçekleştiren Kitap Çevirmenleri Girişimi nedir? Birkan, tek tümceyle şöyle tanımlamış: “Kitap Çevirmenleri Girişimi, esasen, 2003 yılının Ağustos ayında bir grup çevirmenin bulabildikleri 50-60 kadar çevirmenin e-posta adreslerine gönderdiği ‘Kitap Çevirmenlerine Çağrı’ metniyle kurulan bir e-posta grubunun, sanal olmayan dünyada ciddi ciddi ‘ses’ getirmeye başladıktan sonra kendisine bir ad koymak zorunda kaldığında benimsediği isim.” Amaç, kitap çevirmenliği işini hak ettiği saygınlığa kavuşturmak ve çok yüksek nitelikli bir emek harcamasına karşın birçok haktan yoksun olan çevirmenin sorunlarına çözüm önerileri getirmek, bu uğraşın bir meslek olarak da sürdürülebilmesinin mümkün olduğunun anlaşılmasını sağlamak.
Kitap Çevirmenleri Girişimi’nin bu amaçları gerçekleştirmek yolunda bugüne kadar yaptığı işleri merak edenler, www.kitapcevirmenleri.org sitesinin sayfalarına uğrayabilirler. Çevirmenler ve çevirmen adayları da http://groups.yahoo.com/group/cevirmen/ adresinden bu gruba üye olabilirler.
İnsan Olma Hali 
Girişim içinde sürdürülen tartışmalar sonucunda, kısa bir süre önce bir Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği de kurulmuş bulunuyor: ÇEV-BİR. Yastıkname’nin çevrilmesinde emeği geçen tüm çevirmenler, kitaptan alacakları telif gelirinin tamamını, “meslekì standartlar”ın oluşturulması ve yerleştirilmesi yolunda çok önemli bir kurumsallaşma adımı olarak gördükleri bu Meslek Birliği’ne bağışlamışlar.
Yastıkname çevirisinin gerçekleştirilmesi ise, yalnız ülkemizde değil, belki dünyada da ilk kez rastlanan bir “olay”. Çoğu birbirinin adını bile daha yeni öğrenen tam 83 çevirmen, “ikinci dilden” çeviri yapmanın hepsinde uyandırdığı tereddütlere karşın, bin yıl önce Japonca’da yazılmış bir metni İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Almanca çevirileri ve Japonca aslı üzerinden Türkçe’de yeniden devşirmişler.
Girişim üyeleri, geçen yılki TÜYAP Kitap Fuarı’nda dağıttıkları kitapçıkta, bu metni neden seçtiklerini açıklarken çeviri uğraşının işlevine de açıklık getirmişlerdi: “Bizden çok farklı hayatlar yaşayan, çok değişik âdetleri olan, çok eskiden yaşamış insanlarla ne kadar çok ortak yönümüzün olduğunu; ‘insan olma’ halinin gerçekten de var olduğunu; ‘yabancı’lığın korkularla beslenen uydurma bir kavram olduğunu gösterdiği için, yani çevirinin binlerce yıldır üstlendiği en önemli işlevlerden birini, köprü olma işlevini yerine getirdiği için seçtik bu metni.”
Kusursuz Bir Kitap
Yastıkname’nin ortak çevirisinin onca çevirmence gerçekleştirilmesinin ardından, Birkan’ın deyişiyle köprüyü sağlamlaştırma ve tek tek bileşenlerinin çıkıntıları, pürüzlerini giderip “sıvasını atma” işini de altı kişi üstlenmiş. Birkan, Feryal Halatçı, Bülent O. Doğan İngilizce çevirilerin, Gülru Özer de Fransızca çevirilerin redaksiyonunu yapmış. Daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Japon Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Ayşe Nur Tekmen ve Tsuyoshi Sugiyama tüm metni Japonca aslıyla karşılaştırarak öneri ve uyarılarda bulunmuşlar. Son aşamada, Birkan tüm metni yeni baştan İngilizcesiyle karşılaştırarak bir kez daha gözden geçirmiş.
Sonuçta, çevirmenlerin dayanışmasına destek vermek amacıyla kitabı basmaya talip olan Metis Yayınları’nın da katkısıyla kusursuz bir kitap çıkmış ortaya. Yalnızca çevirisiyle değil, kapak tasarımı ve resimleri, çizimleri, haritaları içeren iç düzeniyle de kusursuz bir kitap.
Emek, bilgi ve bilinçliliği gerektiren bir örgütlenmenin ürünü saydığım Ivory Coast’s çevirisi, nicedir özlenen bir çevirmen örgütlenmesinin simgesi niteliğinde. Yalnızca çevirmenlik açısından da değil; yabanıllık ve yabanlıkların çevremizi sardığı bir ortamda, bu denli başarılı bir ortak çalışma insanın yüreğine umut düşürüyor.
                                                                                                                                                                         Radikal Kitap, 7 Temmuz 2006.
 

Back to Top