Ahmet Arpad ile “Mektuplaşmalar 1912-1942” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Stefan Zweig’in yapıtlarına, hayatına ve diline hâkim bir çevirmen olarak, onun bir kitabını daha Türkçeye kazandırmak sizin için ne ifade ediyor?

Ahmet Arpad: Ben, Zweig’ın öyküleri ve denemelerinin yanı sıra değişik mektuplaşmalarını da çevirdim. Zweig, tanıdıktan sonra mutlaka sevilmesi gereken bir yazar! Hümanist, savaş karşıtı ve barışçıl olduğunu hemen hemen bütün eserlerinde hissediyorsunuz. Okur ona tiryaki oluyor! Şimdiye dek 13 eserini Türkçeye kazandırmamın nedeni de bu…

Mektupların ait olduğu dönemin bunalımı, savaşın huzursuzluğu ve Zweig’in kişisel çıkmazları üslup açısından bir sorun yarattı mı?

Ahmet Arpad: Eşi Friderike ile 1912-1942 yılları arasındaki mektuplaşmalar 20. yüzyılın en önemli döneminde olduğu için „tarihi“ değeri var. Sürekli yolculuklara çıkan Zweig eşine her yerden mektuplar yollamış. Sanatçılarla, politikacılarla bir arada olmuş, Avrupa’daki siyasi gelişmelere değinmiş. Nazi dönemini yaşamış ve vatanını terk etmek zorunda kalıp, bir mülteci yaşamı sürdürmüş. Ve son anına kadar Friderike’ye mektuplar yollamış! Stefan Zweig mektuplarında yaşadıklarını bütün iyi ve kötü yanlarıyla anlatırken gerçekçi kalmasını başarıyor. Bu nedenle bende hiçbir sorun yaratmadı. Mektupları derleyerek kitabı yayına hazırlayan Salzburglu Gert Kerschbaumer’i yakından tanıdığımdan takıldığım bazı yerlerde kendisiyle görüşerek düşüncesini aldım. 1920’den sonra Almanya’daki siyasi gelişmelerle Nazi dönemi üzerine de genel bilgiye sahip olduğum için bu konularda zorluk çekmedim.

Almancaya özgü çetrefilli kelimeleri çözümlerken, sizin de kelime türetmek zorunda kaldığınız zamanlar oluyor mu?

Ahmet Arpad: Tabii bu her dilden yapılan çevirilerde yaşanan bir sorun. Ancak yazarı yakından tanıyorsanız, ne demek istediğini çabuk kavradığınız için pek sorun olmuyor.

(2015)