İdil Dündar ile “Cajambre Nehri”çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Latin Amerika hem coğrafyasıyla hem de edebiyatıyla bizim için cazibesini koruyor. Peki, bu eserin çevirisinde bölgenin kendine has bu özelliklerinden kaynaklanan kavramsal sıkıntılar yaşandı mı? Nasıl bir çeviri süreci geçirdiniz?

İdil Dündar: Latin Amerika gerçekten de hem edebiyatı hem de coğrafyasıyla Türkiyeli okurlar için çok çekici. Latin Amerika’da konuşulan İspanyolcanın kavram, deyim ve hatta bazen fiil seçimlerinde İspanya’da konuşulandan çok farklılaştığı yerler var, ilk okuyuşta bir İspanyolun bile anlayamadığı ifadelere rastlanabiliyor. Cajambre Nehri’nde bu farklılıklar özellikle fazla, çünkü genel olarak tanıdığımız Latin Amerika dünyasından da uzakta, izole bir köyde, Pasifik yerlilerinin yerel yaşam alışkanlıklarını sürdürdüğü bir hikâyeyi anlatıyor. Ben çok şanslıydım, çeviri sürecini baştan sona kadar yazarla paylaştım. Türkiye’deki yayıncısı Verita Kitap kitabın yayın haklarını alırken, yazar çevirmenle bağlantı kurmak istediğini, ortaya çıkabilecek her türlü soruda ona yardım etmeye hazır olduğunu belirtmişti. Çeviri süresince e-mail yoluyla sürekli iletişim halindeydik, bütün sorularımı sabırla, ayrıntılı açıklamalarla yanıtladı, dostça, sevecen yaklaşımıyla beni çok mutlu etti, bu yüzden bir çevirmen olarak kendimi ayrıcalıklı hissediyorum. Bazı terimleri yazarın açıklamalarına rağmen Türkçeye uyarlamak da kolay bir iş değildi tabii. Orijinal metne müdahalede bulunmadan açıklayamayacağımızı düşündüğümüz yerlerde dipnot kullandık, bence iyi de oldu. Ama genel olarak metne baktığımızda, hiç tanımadığımız yerel yiyecekleri, gündelik objeleri vs. hariç bırakırsam, hikâye bize ne kadar uzaksa bir o kadar da yakın. Her ne kadar polisiye roman olmasa da, tür olarak ona çok yakın; sofistike, büyük şehirlerin kafelerinde oturup entelektüel sohbetler yapmayı seven-özleyen, dedektif rolünü üstlenmiş bir karakteri var. Bir cinayet, hepsi de onu işlemek için bir nedene sahip olan birkaç şüpheli, hikâyedeki gerilim unsurunun gittikçe artarak bütün köyün bir arada olduğu bir gecede zirveye ulaşması vs. polisiye romanlardan alışık olduğumuz bir anlatım yapısı. Aynı zamanda roman bir aşk hikâyesi, antropolojik anlatı, tarihi roman… Yazarın sözleriyle: “Uzun saatler boyunca yolculuk etmek zorunda kalmadan, farklı insan gruplarının bir arada bulunduğu, aynı zamanda çok verimli, tropikal, Türkiye’de hayal bile etmenin imkânsız olduğu bir doğanın görülebileceği muhteşem bir dünyaya açılan bir kapı.”

(2015)