Savaş Kılıç ile “Neye İnanıyorum” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Edebiyat, dilbilim ve felsefe ile geçen bir çalışma ve yorumlama hayatınız var. Bu deneyimleriniz neticesinde, sizce sosyal bilimler metinleri çevirisinde dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

Savaş Kılıç: Genel bir soru olduğu için ancak çok genel bir cevap verebileceğim. Ayrıntıya girmek için uygun bir mecrada bulunmadığımızdan, belki en doğrusu da bu. Genel olarak zannedilenin aksine, terminoloji meselesi büyütülecek bir şey değil aslında. TDK’nın kurulduğu 1932’den bu yana terim karşılıkları az çok oturdu, üzerinde mutabakat olmayan terimlerin tartışıla tartışıla, elenip yenilenerek uygun karşılıklara kavuşacağını tahmin edebiliriz. Bu arada Osmanlıca-Öztürkçe gibi sahte karşıtlıkların artık bir öneminin kalmaması da hayırlı bir gelişme. Sözdizimi meselesi daha önemli: Metnin anlaşılırlığı, iletişim işlevini yerine getirmesi bakımından sözdiziminin altından kalkmak çevirmenin başlıca işi gibi duruyor. Çevirmek, bana öyle geliyor ki, öncelikle sözdizimini çevirmek demek. Bir de söyleyiş meselesi var. Sosyal bilim metinlerinin üslubu eski bilimselci idealin kuru betimleyiciliğinden uzaklaştığı ölçüde, çeviride söyleyişin hakkını vermek de zorlaşıyor: Bir yandan deyimlerin, deyime benzer kalıp ifadelerin Türkçede yaygın karşılıklarını bulmak gerekiyor; bir yandan da sözdizimi meselesiyle birlikte düşünerek “onu öyle demezler” dedirtmemek. Birkaç basit örnek vermek gerekirse: “falanca filozofu izlersek” gibi bir ifade Türkçede bir şey ifade etmiyor (daha doğrusu, bambaşka bir şey ifade ediyor), “izinden gidersek” gibi bir şey demek Türkçenin söyleyişine daha uygun; keza “bilmem hangi kavramdan itibaren düşünürsek” gibi Fransızcanın söyleyişini birebir aktaran bir “çeviri” yerine “…den yola çıkarak, hareket ederek” demek de öyle. Bunlara dikkat edildiği ölçüde metnin okunaklılığı, anlaşılırlığı, dolayısıyla da dolaşıma girme ihtimali, düşünceler üzerinde, araştırmalar üzerinde etkide bulunma potansiyeli artıyor. Doğrusu, Türkçenin normlarının en az betimlenmiş kısmı söyleyişle ilgili olduğu için çevirmenlerin işinin en zor olduğu nokta da bu. Türkçenin tadının damağımızdan, sesinin kulağımızdan eksilmemesi şart.

(2015)