Sertaç Canbolat ile “Filozoflar Dünyası” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Parantez içlerinde Türkiyeli okuyucuya has pek çok gönderme var, bu eklemeleri yapma kararı nasıl ortaya çıktı? Böyle kültürel uyarlamalarda nelere dikkat etmek gerekir?

Sertaç Canbolat: Evet kelimenin tam anlamıyla ekleme ama büsbütün bir uyarlama değil. Yazar rahat biriymiş, açıkçası editoryal olarak yayıncıyı serbest bıraktı, ben de biraz rahatladım. Zira bu türden metinleri çevirmek biraz baş ağrıtıyor, iki temel nedeni var; öncelikle bir ima, bir espri son derece kültüre özgü bir olgu, hatta aynı kültürde bile kimi zaman “alt kültüre” özgü bir şey bile olabilir. Dolayısıyla bir kültürün gündelik yaşamında alımlanabilecek basit bir şey başka bir kültürel ortamda hem aktarım açısından son derece zor olabilir hem de aktarıldığı zaman aynı etkiyi uyandırmıyor olabilir. Örneğin bu kitap filozoflarla ilgili eğlenceli metinlerden ibaret aslında ama biliyorsunuz bizde artık liselerde felsefe yok, yani temel bir felsefe bilgisi olmayan için nasıl eğlenceli olacaktı? Filozof hakkında bilgi sahibi olmaktan bahsetmiyorum, kavramlardan bahsediyorum, bir kavramla ilgili bir ima, bir gönderme var, nasıl bulacaktım ben bunun karşılığını? Bana açıkçası iki yol varmış gibi geldi; ya bize yakınlaştırmayı amaçlayarak, metne, mizah dergilerinin dilini andırır bir tarzı kullanarak iğdiş etmeye varan müdahalelerde bulunacaktım ya da başka bir yol bulacaktım. Ne yapacağıma epey bir süre karar veremedim, sonra metinle konuşmaya karar verdim, konuşmak derken, gerçekten kendim olarak metinle sidik yarıştırmaya karar verdim. Metne cevap vermeye, soru sormaya, dalga geçmeye karar verdim ve kendi sözümü de paranteze alarak metinden ayırdım. Böylece özgün metne olabildiğince az müdahalede bulunurken parantez içleri metnin iç sesi haline geldi, yani en azından o etkiyi uyandırdığı kanısındayım, çünkü parantez içleri gerçekten de gayet doğaçlama, üzerine öyle uzun boylu düşünmeden, iç sesimle düşünmemden çıktı. Yani özgün metni “uyarlamak” yerine, biçimsel bir müdahalede bulunarak “yakınlaştırmaya” çalıştım diyebilirim. Bu “uyarlama” bugünlerde tehlikeli bir laf, bir cümle içinde kelimelerin bire bir karşılığı yoksa uyarlama diyorlar neredeyse. Ben uyarlamadan ne anladığımı kısaca şöyle ifade edebilirim; örneğin Teodor Kasap’ın “İşkilli Memo” oyunu Molyer’in “Skapen’in Dolapları” oyununun bir uyarlamasıdır.

Peki karşılık üretmede en çok zorlandığınız kısımlar hangileriydi?

Sertaç Canbolat: Açıkçası kelime oyunları gerçekten başa bela. Hani vardır ya ilkokul tekerlemelerindeki kelime oyunları, “Kıyma bana n’olur kıyma! Al sana kıyma” türünden, hele de kitabın karikatür balonlarında çıktığında ben şimdi neyi nereye nasıl sığıştıracağım diye düşünürken hakikaten saçım içe doğru uzuyordu. Haydi bakalım ben şimdi neyi kastettim? Böyle yani, işte bunlar hep karikatür balonu etkisi…

(2015)