Alev K. Bulut ile “Son Valsi Bana Sakla” çevirisi üzerine

Alev K. Bulut ile “Son Valsi Bana Sakla” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Yazarın tek kitabı olan Son Valsi Bana Sakla ilk kez Türkçede. Daha önce çevrilmemiş bir yazarda üslup ve anlatıyı inşa ederken herhangi bir zorluk yaşadınız mı?

Alev Bulut: Evet, Zelda (Sayre) Fitzgerald’ın basılı ilk ve tek romanı bu, yaşam öyküsüne dayalı. Tamamlayamadığı bir romanı daha varmış, hayatı bir anlamda kocası ünlü yazar Scott Fitzgerald’ın gölgesinde, bir anlamda da kendi seçtiği özgür ve sorumsuz düzen içinde savrularak geçmiş. Ruh sağlığı bozukmuş, yıllarca tedavi görmüş, 48 yaşında hastanede çıkan yangında can vermiş. Günlük tutarmış Zelda, dolayısıyla yazar olarak bir üslup geliştirmiş. 1920’lerin yani Caz Çağı’nın Amerika ve Avrupa’sında kocasıyla birlikte görünüşte çok şaşaalı bir hayat süren ama dansçı olma hayalini gerçekleştirememiş zeki ama mutsuz bir kadın. Romanda anlatımı çok zengin, kurgusu karmaşık, akıl hastanesinde iki aydan kısa bir sürede yazmış. Düş gücü çok zengin, belki biraz hayal dünyasında ya da tedavinin etkisinde, puslu, uçucu da… Demir leblebi gibi bir kısa romandı, dolaylı, örtük anlamları, zor ama çözmesi zevkli…

Metnin dönemsel ve kişisel göndermeleri için nasıl bir araştırma süreci gerekli oldu?

Alev Bulut: Metnin temeli Zelda’nın yaşam öyküsü. Meşhur Fitzgerald çifti Caz Çağı’nın öbür entelektüel ve sanatçılarıyla birlikte döneme damga vurduğu için onlarla ilgili çok bilgi ve çalışma var. Zaten Muhteşem Gatsby de aynı dönemden esinleniyor. Lise yıllarımda annemin kitaplığından Geceler Güzeldir (Tender is the Night) çevirisini okumuştum; sonra tabii üniversitede karşıma çıktı Scott Fitzgerald. Geceler Güzeldir’de karısının hastalığından ve evliliklerindeki sorunlardan esinlenmiş. Ama karısı kendi romanında aynı şeyi yapınca kızmış, nedense, özel hayatlarını anlattığı için. Konuyu dağıtmayayım, kocasının gölgesinde kalmış ünlü bir kadın olarak Zelda araştırmacıların hep ilgisini çekmiş. Bu özgür, uçarı Güneyli kızın yaşamı ile ilgili çok bilgi var. Alabama’da doğmuş, romanda kendine seçtiği ad da Alabama. Bol kaynak ve arka plan bilgisi çeviri sürecinin olmazsa olmazı ama çiğnediğimiz leblebi de demirden bu arada.

Bu romana yazarın “F. Scott Fitzgerald’ın eşi” rolünden “yazar” kimliğine kavuşma mücadelesi de diyebiliriz belki. Böyle bir adımı Türkçeye çeviren ilk kişi olmak sizin için ne ifade ediyor?

Alev Bulut: Yukarıda anlatmış oldum biraz. Büyük bir heyecanla kabul ettim çeviriyi. Epeydir yazında, çeviride, dilde toplumsal cinsiyet konusunda çalışıyorum, benim için heyecan verici bir deneyimdi bu yaratıcı kadının kafasının içine girmek. Zelda’nın kafası biraz karışık ama zekası müthişti, metnin cazibesi de buydu galiba. Sanat ve yazın tarihinde böyle nice kadın var, kocası meşhur olunca onun yanında durmakla yetinmiş, kendini ispatlayamamış ya da tüketmiş, hasta etmiş. Zelda onların sesi, ben de ona ses vermeye çalıştım…

(2016)

Back to Top