Aybars Çağlayan ile “Kuyrukluyıldız” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Bu çeviriniz kuyrukluyıldızların kökenine, onlara ilişkin mitlere eğiliyor. Çeviri sürecinin epeyce araştırma gerektirdiğini tahmin edebiliyorum. Sizi neler zorladı ve bu süreçte hangi kaynaklardan faydalandınız?

Ahmet Aybars Çağlayan: Açıkçası, bu eser sadece kuyrukluyıldızlarla ilgili değil. Yazarlar çeşitli yönleriyle kuyrukluyıldızları anlatabilmek için güneş sisteminin meydana gelişine kadar (yaklaşık 4,5 milyar yıl kadar) geçmişe gittikleri gibi, muhtemel yapılarının moleküler ayrıntılarına kadar iniyorlar.

Zorluk 1 (konuya hakimiyet): Epeyi geçmişte ODTÜ Fizik Bölümünde 1970-1974 arasında fizik lisans, 1974-1979 arasında lisans üstü eğitimi gördüm. Bu dönemde teorik fizikle ilgili almadığım doktora dersinin yanı sıra almadığım astronomi ve astrofizik dersi kalmamıştı. O günlerden beri fizik ve kozmolojiye duyduğum merakımı da kaybetmedim. İş dünyasının bunaltıcılığından ve çevirilerden fırsat bulabildiğim ölçüde, bu konularla ilgili çok kitap okudum. Hâlâ da okuyorum. Bu nedenle Kuyrukluyıldız’ın içeriğine aşina olduğumu varsaydım. Heyhat! Eserde (alfabetik sırayla) astrofizik, astronomi, biyoloji, botanik, edebiyat, fizik, jeoloji, kimya, kozmogoni, kozmoloji, tarih, zooloji yani aşağı yukarı yok yoktu.

Zorluk 2 (oturmamış terminoloji): Yazı dilimizde özellikle bilimsel literatürde kullanılan kelime ve terimler hiç oturmuş değil. Üstelik kopyala yapıştır yoluyla bu manasız kelimeler her yeri sarıyor. Örneğin, “yerçekimi” mi, “kütle çekimi” mi? “Ters kare” mi, “karesinin tersiyle orantılı” mı? Bazı kelimeler ayrı mı birleşik mi yazılacak, “kütle çekimi” mi, “kütleçekimi” mi, “kuyrukluyıldız” mı, “kuyruklu yıldız” mı? İngilizce “meteor” kelimesinin karşılığı “meteor” mu, “göktaşı” mı, “gök taşı” mı? Hadi, “göktaşı” kelimesinde karar kıldık diyelim, İngilizce “meteorite” kelimesinin Türkçe karşılığı için hangisini kullanacağız? Bir de eşanlamlıymış hissi veren ama fizikte anlam farkları bulunan “buğulaşma/buharlaşma” gibi kelimeler var.

Zorluk 3 (dizin): Dizin başlı başına bir iş. Hele kaynak metindekine sadık kalmak istediğinizde. Doğrusu çevirinin bu bölümüyle çok uğraştım. Çünkü kaynak metnin PDF hali yoktu. 80’li yıllarda basılmış. Bu nedenle çeviri dizildikten sonra sayfa numaralarını belirleyebilmek için kaynak metni defalarca satır satır yeniden okudum, dizilmiş metni sayfa numaraları tutan kendi metnim ve kaynak metinle kıyasladım, üç metin arasında gidip geldim.

Malum birinci zorluğun üstesinden gelmek nispeten kolaydır. Çevirmen her yeni çeviride benzer bir zorlukla karşılaşabilir: Bu konuya ve/ya metne hâkimiyet ve/ya yazarın dil ve üslubuna aşinalıkla ilgili bir zorluktur. Bu zorluk evrenseldir. İkinci zorluksa bize özgü yani ülkemizin yakın tarihinde ortaya çıkan bir zorluktur. Bu zorluk yerel ve dönemseldir. İlgili yayıneviyle ve yayıma hazırlayanlarla uyumlu çalışamazsanız, yandınız demektir.

Bu çeviride üçüyle de baş edebildim. Yayıneviyle gayet uyumlu bir çalışma gerçekleştirdim. Üstelik redaksiyonu bilimden anlayan, terminolojiye hâkim ve benimle aynı kuşaktan İlbay Kahraman yaptı ve çeviri çok kısa bir sürede az sayıda değişiklikle yayıma hazır hale geldi.

Kaynaklara gelince, ana kaynaklarım AnaBritannica (ne yazık ki matbu), İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi) ve (Vikipedi değil) Wikipedia (çevrimiçi) idi. Ama “lag deposit” gibi nispeten arkaik terimler için çevrimiçi bilimsel makalelerden yararlandım, bunlarda yakaladığım ipuçlarıyla ansiklopedilere döndüm.

Tabii bir de kendi kaynaklarım var. Zamanla iki sözlük geliştirdim. Geliştirmeye de devam ediyorum. Biri kelime ve deyimleri kapsıyor, diğeri de özel isimleri ve bilimsel terimleri. Her yeni çeviriyle bu sözlükler zenginleşiyor.

Epey bir süre Türkçeye çevrilmemiş bir kitabı literatüre kazandırmak nasıl bir histi? “Keşke Türkçeye çevrilse” dediğiniz başka kitaplar da var mı?

Ahmet Aybars Çağlayan: Henüz ne ölçüde “literatüre kazandırdığımı” bilmiyorum. Kendi kendime gelin güveyi olmak istemiyorum. Bunu ancak eser okundukça, ciddiye alınabilecek ortam ve metinlerde kaynak gösterildikçe ve/veya yer yer alıntılandıkça anlayabileceğim.

Kitap önerme konusuna çok odaklanamıyorum. Çünkü genellikle elimdeki çeviri ve ilgili kaynaklar dışında bir şey okuyamıyorum. Gerçi her nasılsa şu son aylarda ardı ardına işim dışında çok kitap okudum. İngilizcelerini. Onlar da bir çırpıda çevirilmiş eserler. Yani yetişemem.

Bununla birlikte, önereceğim bir eser var. Bu konunun ayrıntılarını Çevbir yönetimiyle konuşmam gerekiyor. Eseri çevirdim ama yayımlanmadı. Sponsor bulunabilirse gelirini Çevbir’e bağışlayabilirim.

“Bir Haz Markası” üzerine konuştuğumuzda, edebi bir eserde dipnot verme konusunda tereddüt ettiğinizden bahsetmiştiniz. Peki kurgu dışı bir eserde dipnotlar konusunda nasıl bir yaklaşım izliyorsunuz?

Ahmet Aybars Çağlayan: Yazarına, eserine ve eserin hitap ettiği tahmini okur kitlesine bağlı. Örneğin, herhalde Kuyrukluyıldız adlı çeviride Karınca Tepesi (“bilimsel” roman) adlı çeviriden de Gre (yeraltı romanı) adlı çeviriden de daha az dipnot vardır. Saymadım. Karınca Tepesi adlı eserde çok dipnot kullandım çünkü yazarın bahsettiği fauna ve flora adlarının çoğunun yerleşmiş Türkçe karşılıkları yoktu. Dipnotlarda Latincelerini belirttim. Meraklısı için. Kurgu dışı eserde gerekmedikçe dipnot yerine –örneğin bir özel adın alternatif yazılışı için– köşeli parantez kullanıyorum.

Çeviriye başlamadan önce ve çeviri esnasında belli alışkanlıklarınız var mı? Yeni bir çeviri yolculuğuna nasıl hazırlanıyorsunuz?

Ahmet Aybars Çağlayan: Kurguysa kesinlikle baştan sona okurum. Bazen metne not da düşerim. Popüler bilim eserlerinde de aynı yolu izlerim. Ama tarihse baştan sona okumamın bir anlamı yok. Çünkü unuturum. Unutmalıyım. Yoksa zihnim çöplüğe döner. Çeviri esnasında bitirdiğim her pasajı kimi zaman sesli okurum. Gözüme batan, kulağımı tırmalayan bir yer varsa OneDrive’a kaydetmeden önce düzeltirim. Ha, bazen gecenin bir yarısında yataktan kalkıp aklıma takılanları düzelttiğim de oluyor. Her akşam sözlüklerimi de OneDrive’a kaydederim. Hafta sonları çalıştığım bilgisayarları yedeklediğim gibi üstünde çalıştığım çevirimi ve sözlüklerimi harici sürücüme de kopyalarım. Sağlamcıyım.

Bir alışkanlığım da çeviri tesliminden sonraki işleri takip etmek. Yayınevine güvenmediğimden değil. Çeviri benim eserim. Mazrufu en iyi ben biliyorum. Zarfına da karışırım.