Mehmet Moralı ile “Güneşin Altın Elmaları” çevirisi üzerine

Mehmet Moralı ile “Güneşin Altın Elmaları” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Bilimkurgu öyküleri çevirmenin zorlukları ve keyifli yanları nelerdir?

Mehmet Moralı: Bilimkurgu değil de, öykü çevirmenin ayrı bir keyfi var bence, kısacık, birdenbire olup bitiveriyor, hem zor hem keyifli. Bilimkurgunun zorluğu, olmayan, belki de hiç olmayacak şeylerden, toplumsal, siyasal, teknolojik kavramlardan söz etmesi. Sosyalizm ya da internet dediğinizde herkes anlıyor, ama bilimkurguda, kimi zaman İngilizce bilenlerin anlayacağı, ama çevrilince çok da anlamlı olmayan sistemler, cihazlar, teknolojiler, vs. söz konusu oluyor, bunları edebiyatın estetiği içinde Türkçeye aktarmak bazen zorluk çıkartıyor, bunun dışında, herhangi bir edebiyat metninden çok da farklı değil, bilimkurgu çevirmek.

Ray Bradbury ile okur olarak nasıl bir ilişkiniz var?

Mehmet Moralı: Ray Bradbury’yle tanışıklığım eskilere dayanıyor, daha ortaokul yıllarında bilimkurgu merakım başladı, bu bağlamda tanıştım kendisiyle, öykülerinin önemli bir bölümünü, bunun yanında bazı romanlarını okudum, evvelce çevirisini yaptığım October Country (Sonbahar Ülkesi, İthaki) başlıklı öykü derlemesinin 1956 tarihli ilk baskısı var elimde, arada bir dönüp bakıyordum, ama artık dağılmaya başladı, torbalamak zorunda kaldım. Bilimkurgu yazarlarının üsluptan çok yaratıcılıkları, hayal güçleri öne çıkar, edebiyatçılıkları biraz geri planda kalır. Ray Bradbury bu açıdan farklıdır, edebi yönü çok kuvvetli bir yazardır ve bilimkurgudan hayli uzak öyküleri de vardır. Bilimkurgu olmayan öykülerinden bir derleme yapmıştım, telif sorunları yüzünden yayımlanamadı, ama umutluyum, ileriki yıllarda yayımlatmaya çalışacağım.

Çeviri süreçlerinizi nasıl geçirirsiniz, bu süreçte muhakkak yaptığınız şeyler, ritüelleriniz var mı?

Mehmet Moralı: Ritüel demeyelim de, herkesin bir çalışma tarzı vardır. Ben gündüzcü çevirmenlerdenim, mesai yapar gibi, sabah oturur, akşam 5-6 dediniz mi kalkarım, fonda müziğim çalar (ağırlıklı olarak caz ya da fado). Öğlene kadar masanın başına oturamazsam, konsantrasyonum bozulur, öğleden sonra çok zor çalışırım. Akşam yemekten sonra çok istisnai bir durum yoksa e-posta için bile bilgisayarı açmam, bilgisayar benim açımdan işyerinde kalmıştır. Zaten yakın zamana kadar ev dışında çalışıyordum, eve döneli daha bir yıl bile olmadı. Tek saplantım program yapıp uymaya çalışmaktır. Her kitap için bir excel dosyam olur, bir program yaparım, her gün ne kadar çalıştığımı buraya işler, programa uymaya çalışırım, program aksadı mı çok huzursuz olurum, programa uymadınız mı, çorap söküğü gibi gider, sonra işin içinden çıkamazsınız diye bir korkum vardır.

(2016)

Back to Top