Mustafa Kemal Yılmaz ile “Usta ve Margarita” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Usta ve Margarita bizi Moskova’ya, Kudüs’e götürüyor, tarihi ve dini olayların etrafında geziniyor. Peki, bu yolculukta çevirmeni nasıl sorunlarla karşılaştı? Kültüre, coğrafyaya ve döneme özgü göndermeleri karşılarken neler yaşadınız? 

Mustafa Kemal Yılmaz: Sovyet dönemi söz konusu olduğunda aklıma hep aynı atasözü geliyor: Yorgan gitti, kavga bitti. Yazarı Usta ve Margarita’yı yazmaya iten gündelik sebepler, siyasi atmosfer ve sanatsal açmazlar artık yok.  En büyük zorluk burada. Aradan geçen 80-90 yıldan sonra okurun romana hayat veren o atmosferi kafasında canlandırması hiç kolay değil. Kritik gördüğüm yerlerde dipnotların yardımıyla okura yardımcı olmaya çalıştım ama o kadar çok detay var ki, hepsine açıklama getirmek olanaksız. Misal, Puşkin motifi. İkincil nitelikteki bazı karakterlerin Puşkin’i ve yapıtlarını hırpalayışı dikkatli okurların gözünden kaçmamıştır. Tuhaf bir ayrıntı, çünkü Puşkin Rusya’da bir kahraman, büyük bir gurur kaynağı. Almanya için Goethe, İngiltere için Shakespeare neyse Puşkin de Rusya için o. Ama bir dönem durum hiç de böyle değildi. 1935’te kendisine en tepeden sahip çıkılana kadar büyük şairi tarihin çöplüğüne yollamaya hevesli bir dolu devrimci vardı. Bu gibi detayları hakkıyla kavramak için Sovyet geçmişine daha yoğun bir ilgiyle eğilmek gerek. Ne var ki bu da pek makul bir beklenti değil, çünkü dediğim gibi, yorgan gideli çok oldu. 

Epey hacimli bir kitap Usta ve Margarita. Çeviri süreci nasıldı sizin için? 

Mustafa Kemal Yılmaz: İki yıla yakın sürdü. Tam zamanlı uğraşmıyorum çeviriyle. O yüzden genellikle yavaş ilerliyor çeviriler. Ama hiç sıkılmadım. Bir önceki çevirim bir Pelevin kitabıydı. Onda bunalmıştım bir noktadan sonra. Fakat Bulgakov çok özel bir yazar, Usta ve Margarita da çok özel bir yapıt. Ve her okumada yeni sürprizler çıkarıyor insanın karşısına. Yine bir örnek vereyim romandan: Bu bir Faust uyarlaması. Şeytanla anlaşma ana motif. Peki romanda şeytanla anlaşma yapan kaç kişi var? Kitabı daha önce defalarca okumuş olmama rağmen ancak çevirirken fark ettim ki, bu sayı en az iki, hatta belki de üç. 

Yine Bulgakov’dan Köpek Kalbi de sizin çevirinizle yayımlanmıştı. Yazarı tanımak, yaşantısını bilmek, kelimeleriyle tanışmış olmak size üslup kurma açısından bir kolaylık sağladı mı? 

Mustafa Kemal Yılmaz: Kolaylık sayılır mı bilmiyorum ama şöyle bir anahtardan söz edebilirim. Yazarın sesleri, renkleri ve belirsizlikleri kullanışı hiçbir zaman tesadüfi değil. Bunun farkına vardığınız andan itibaren bazı meseleler nispeten daha başedilebilir hale geliyor. Bir örnekle açıklamak gerekirse: Romanda edebiyatçılar birliğinin restoranına girerken Kedi Behemot’tan kimlik sorarlar, o da uyduruk bir isim söyler: 

«Skabiçevski, – diye pıstladı beriki, nedendir bilinmez, gaz ocağını göstererek.» 

Burada «nedendir bilinmez» ifadesi neden var? Niye böyle diyor anlatıcı? Buna benzer sorular çoğaldıkça yazarın kasıtlı belirsizliklerin ardında genellikle bir ima gizlediğini fark etmeye başlıyorsunuz. Sonrası, o imayı bir yerlerden kazıp çıkarmak. Örnekte imanın ne olduğunu burada anmayayım, sürpriz bozulmasın. 

Başka türde bir örnek: Romanda işlev yüklenen doğa olaylarından biri de fırtına. Ve birkaç yerde yazar bunu tarif ederken «bryuho» kelimesini kullanıyor, Türkçesi «göbek», ya da «karın». Hangisini kullansam diye düşünürken birden aslında hangi canlıya benzetmek istediğini anlıyorsunuz. O andan itibaren her türlü tereddüt ortadan kalkıyor, ama okurun keyfini kaçırmamak için bunun cevabını da vermeyeyim. 

Yirminci yüzyıl Rus edebiyatının en kıymetli eserlerinden biri bu. Sizin kendi çeviri tarihinizde, çevirdiğiniz eserler arasında nerede duruyor? 

Mustafa Kemal Yılmaz: Bugüne dek altı çevirim kitaplaştı. Usta ve Margarita bunlar arasında en keyif aldığım çeviri oldu. Açıkçası Rus edebiyatı içinde en çok mizah ve hiciv damarına kıymet veriyorum. Öbürleri kıymetsiz manasında söylemiyorum. Benim şahsen en kolay iletişim kurduğum damar bu damar. Gogol, Şedrin, Averçenko, Zoşşenko, Bulgakov,İlf-Petrov, Dovlatov, bu yazarları okumak, yapıtlarını çevirmek, üstünde düşünmek bana Tolstoy’dan, Dostoyevski’den, ya da Gorki’den daha çok keyif veriyor. Ki zaten Sovyet dönemi söz konusuysa, mizah ve hiciv harici elde kalanlar pek tatsız, hatta çoğu zaman pek acı. 

Ama Sovyet dönemi de dahil olmak üzere çocuk edebiyatını ayrı tutuyorum. Orası bambaşka bir derya. Ne yazık ki, ayın bir yüzünün hiç görülmemesi misali, Rus şiiriyle birlikte çocuk edebiyatı da bizim için karanlıkta kalan tarafta.

Peki sizin Rusça çocuk edebiyatı çevirmek gibi bir planınız, hayaliniz var mı?

Mustafa Kemal Yılmaz: Evet, böyle bir planım var. İki farklı yayıncı ile sözlü mutabakata vardık Rusça çocuk edebiyatı çevirmek için ama henüz sözleşme aşamasına gelinmedi. Asıl hayalim ise bu alanda çevirmenden ziyade, yazar olarak varlık göstermek. Ve ne mutlu ki, ilk dosyam iyi bir yayıncıdan kabul almayı başardı. Bir aksilik olmadığı takdirde, sanırım yaza doğru kitap olarak raflarda görebileceğiz.

Yeni bir çeviri yolculuğuna nasıl hazırlanıyorsunuz?

Mustafa Kemal Yılmaz: İlk işim kitabı baştan sona not tutarak okumak oluyor. Bu notlar genellikle yabancı kelimelerle alakalı. Rusçama güveniyorum ama her kitapta tonla bilmediğim kelime çıkıyor. Sovyet zamanı, ya da 1991 sonrası yazılmış bir yapıt varsa elimde Ojegov, Uşakov, Yefremova gibi sözlükleri kullanıyorum. Klasik bir eser söz konusuysa da Dal’in sözlüğünü. Ama en kıymet verdiğim başvuru kaynağım Google Görseller. Farklı konotasyonlarla başa çıkmada çok yararını görüyorum. Rusya’da Yandex ile entegre edilmiş bir eski fotoğraf sitesi var. Bu siteden, örneğin 1930’da filanca sokakta, filanca noktadan çekilmiş fotoğraf var mı, diye bakabiliyor kullanıcı. Usta ve Margarita çevirisinde kritik bir yerde çok faydası oldu bu sitenin.

Çevirdiğim kitabın başka dillerde çevirisi varsa onlardan da yararlanmaya gayret ediyorum. Genellikle bu dil İngilizce oluyor. Usta ve Margarita’da ise elimin altında Azerice çeviri vardı. Ama çevirmenin bazı tercihlerdeki rahat tavrını görünce bir yerden sonra başvurmayı bıraktım. Çok çok az İspanyolcam var. Köpek Kalbi’ni çevirirken de Google Books üzerinden eriştiğim bir İspanyolca çeviri tartışmalı bir cümlede çok iyi iş görmüştü.

Eşimin ana dili Rusça. Onun da ilgisini çeken bir yapıtsa çevirdiğim, çeviri bittikten sonra baştan sona birlikte sesli okuyoruz, hatta satır satır tartışıyoruz. Tüm çeviride en çok keyif aldığım aşama bu. Örneğin Usta ve Margarita’yı ikimiz de defalarca okumuş olmamıza rağmen birlikte yaptığımız sesli okuma ilk kez farkına vardığımız yeni katmanlar olduğunu gösterdi. Böyle bir imkana sahip olduğum için kendimi şanslı sayıyorum.