Nihal Mumcu ile “Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer” çevirisi üzerine

Nihal Mumcu ile “Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Özgün, gizemli ve detaycı bir üslup var karşımızda. Bu metni dilimize kazandırırken nasıl zorluklar yaşadınız?

Nihal Mumcu: İspanyolcadan yaptığım çevirilerde çok sık olmasa da karşılaştığım bir sorunla bu çeviride de karşılaştım. İspanyolcanın yapısından kaynaklı bir esneklik söz konusu, İspanyolca upuzun cümleler kurmak mümkün. Ama Türkçede, öznenin fiile olan kırılmaz bağından da kaynaklanan bir uzun cümle kurma zorluğuyla karşılaşılabiliyor.

Jodorowsky özellikle uzun cümleleri çok seven, kendini bilinç akışına teslim ederek yazmaktan hoşlanan (bu bilinç akışı esnasında dilin imkânları büyük ustalıkla kullanıyor) ve hayal gücü sınırsız bir yazar. Karşılaştığım en büyük zorluk cümleleri bölmeden, metne tamamen sadık kalarak çevirme arzum oldu. Tabii, bunun en büyük sebebi Jodorowski’nin görsel sanatlardan gelen bir yazar olması… Benim de görsel sanatlardan geliyor olmam metnin akmasına katkı sağladı. Ancak burada kitabın umduğumdan çok daha uzun sürdüğünü de eklemeliyim.

Bir nevi Jodorowsky biyografisi de bu aynı zamanda. Nasıl bir araştırma ve hazırlık süreci gerekti?

Nihal Mumcu: Jodorowsky, Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer adlı kitabında büyük dedelerinden, anne rahmine düşmesine kadar, üç kuşak atalarının hikâyesini anlatmış, bu kitap için kendi soyağacını kutsallaştırma denemesi de diyebiliriz. Tam anlamıyla bir öz yaşam öyküsü olarak değerlendirilebilecek kitabı, 2017’de yayımlanmış olacağını umduğum, Gerçeğin Dansı adlı eseridir.
Kutsal Dağ filmini şans eseri izlediğimden beri Jodorowsky’yi büyük hayranlıkla takip etmeye başladım. Eski filmlerini izledikten sonra sanatı üzerine, tamamen merakımca tetiklenmiş derin bir araştırmaya giriştim. Ardından kendi tasarısı sanatsal terapi yöntemi Psikobüyü’yle tanıştım. Ne zaman sanatçının yapıtlarıyla ilgili bir şey okusam merakım daha çok alevlendi.

Sonra bu kitapların Türkçeye çevrilmemiş olduğunu fark ettim ve ajansın peşine düştüm. İspanya’daki telif ajansı beni Türkiye’deki ortağına yönlendirdi, onlarla birkaç yıl görüştük, henüz ilgilenen bir yayınevi olmadığını dile getirmişlerdi. Alfa Yayınları’nın kitapları Türkçe yayımlama kararı almasıyla çeviriye başladım. Demek istediğim, kitabı çevirmeye başlarken sanatçı ve kitap hakkında zaten etraflı bir bilgiye sahiptim. Hatta büyük hevesle, hemen kolları sıvadım desem abartmış olmam. Tabii kitabın kıymeti ve kendi ısrarcılığımla bol tereddütlü bir süreçten de geçtiğimi itiraf etmeliyim…

Çeviriye başlamadan önce ve çeviri sürecinizde belirli ritüelleriniz var mı? Yeni bir çeviri yolculuğuna nasıl hazırlanıyorsunuz?

Nihal Mumcu: Ben İspanyolcadan çeviri yapıyorum, İspanyolca büyük bir coğrafyaya yayılmış tüm diller gibi aksan ve kelime dağarcığı açısından çok zengin bir dil. Bunun sonucunda kitabın yazıldığı yerin, yazarın doğum yeri ve yaşamı süresince uzun süre yaşadığı yerlerin, eser üzerinde büyük etkileri oluyor. Bu nedenle ilk yaptığım şey yazarın geçmişini değerlendirmek oluyor. Nerede doğduğuna, nerelerde yaşadığına, anne babasının nereli olduğuna bakıyorum önce. Doğum yerinden meslektaşım ya da arkadaşım varsa kitapla ve yazarla ilgili onlarla görüşüyorum, dilin kullanımıyla ilgili şüphelerimi danışacağımı önceden haber veriyorum. Ardından kitabın niteliğine göre ele aldığı konularla ilgili ufak bir ön okuma yapıyorum. Çevireceğim metni -metin çoğunlukla orijinal dilde oluyor- okuyorum, yazarın üslubunu anlamaya, benimsemeye çalışıyorum ve kendimi psikolojik olarak esere dalmaya hazırlamak için derin bir nefes alıp çalışmaya başlıyorum.

(2016)

Back to Top