Seda Çıngay ile “Niko” çevirisi üzerine

Seda Çıngay ile “Niko” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Beyrut’ta sürüp giden savaşın ortasında küçücük bir çocuk… Bazı kitaplar okuyucunun yüreğine işler, bu konu da öyle. Peki, çevirmen böyle bir kitapla uğraşırken neler yaşar?

Seda Çıngay: Dünyada bugün olup bitenlerle çok benzeşen olayları anlatan bir kitap. Hani klişelere boğulup tarih tekerrürden ibarettir diyesi geliyor insanın, o derece. Hakikaten ağır bir konuydu. Niko’nun olayları tam kavrayamayan ama bir yandan da her şeyi bilen çocuk aklı, duyguları beni çok üzdü, bazı yerlerde çeviriyi bırakıp başka şeylerle oyalandım. Mülteci olarak çaresizlikleri, kimsenin onları istemeyişi çok dokundu bana. Bir de tabii tarihsel yanlışlara düşmeyeyim diye Lübnan iç savaşıyla ilgili araştırma yaptım, o da ayrıca üzücüydü.

Daha önce yüz güldüren çocuk kitapları çevirdiniz, şimdi bu öyküde bir çocuğun dilini ve bakış açısını kurmak onlardan ne derece farklıydı?

Seda Çıngay: Kahramanın çocuk olması çeviri açısından bir zorluk getirmedi ama tabii masallar, çocuk oyunları çevirmek gibi eğlenceli işlerle uğraştıktan sonra dünyanın gerçeklerine dönmek çok kolay değildi. Bir tarafta gülüp eğlenen, okullarına gidip mutlu yaşamlar süren çocuklar varken dünyanın bir yerlerinde bunların yaşanması… Pek diyecek bir şey yok aslında, içinde yaşıyoruz zaten maalesef.
Çevirinin teknik kısmından bahsetmek gerekirse, geniş zamanla yazılmış olması biraz uğraştırdı diyebilirim. Bu tür metinleri şimdiki zamanla karşılamak en uygunu ama insanın zihni, eli bazen kendiliğinden di’li geçmiş zamana kayıveriyor, dikkat etmek lazım. Bir de tabii kitapta her şey geniş zamanda değil, bazen anlatı gereği geçmiş zaman kullanılmış, onları da akışı bozmadan uygun zamanla aktarmak gerekiyor, bu da iki kere düşünmeyi gerektiriyor.

Çevireceğiniz kitapları seçme süreci nasıl gerçekleşiyor? Çeviri teklifi götürdüğünüz veya çevirmeyi reddettiğiniz kitaplar oldu mu?

Seda Çıngay: Kitaplara yayıneviyle birlikte karar veriyoruz. Bir çeviriyi bitirdikten sonra ellerinde ilgileneceğimi düşündükleri bir şey varsa söylüyorlar, bakıyorum, kitabı beğenirsem, hakkıyla çevirebileceğime kanaat getirirsem tamam diyorum, devam ediyoruz. Çeviri teklifi götürmeye son zamanlarda başladım. Bir süredir İngiltere’de yaşıyorum, buradaki kitapçılarda dikkatimi çeken kitaplar olursa (özellikle çocuk kitapları) çalıştığım yayınevlerine öneriyorum. Henüz bilmedikleri, aa haberimiz yoktu, hemen basalım dedikleri bir kitap bulmayı başaramadım doğrusu ama o da olur günün birinde herhalde.

Çevirmeyi istemediğim kitaplar oluyor tabii. Şimdiye kadar kabul etmediklerimin tamamı uygun biçimde çeviremeyeceğimi düşündüklerimdi. Edebiyat dışı çeviriden sıkılıyorum, sıkılınca iyi iş çıkaramıyorum. O yüzden en iyisi sevdiğim işi yapmak, böylece herkes memnun oluyor.

(2016)

Back to Top