Zarife Biliz ile “Uzaktaki” çevirisi üzerine

Söyleşi: Damla Göl

Çağdaş Amerikan edebiyatının güçlü temsilcilerinden Jonathan Franzen’in bu eserini Türkçeye kazandırırken, yazarın duruşu ve deneme üslubu çeviri sürecini nasıl etkiledi?

Zarife Biliz: Deneme çevirmek bütünlüklü tek bir metin çevirmeye oranla daha fazla güçlük içeriyor sanırım. Bu kitap Franzen’ın birbirinden bağımsız olarak, farklı dönemlerde yazdığı yazıların bir derlemesi. Dolayısıyla yazıların tematik bir bütünlüğü olmadığı söylenebilir. Tek bütünlük belki de burada Franzen’ın kendisi. Yazarın kendi hayatına, genel olarak hayata, sanata, edebiyata ve ilgi alanlarının genişliğince değişik konulardaki düşüncelerine, yer yer tefekkürlerine ve hesaplaşmalarına tanık oluyoruz her denemede. Karşımızda bir yazar, üstelik üslupçu bir yazar olunca olay daha da çetrefilleşiyor tabii ki, en azından çeviri süreci açısından. Ben her denemeyi kendi içinde bir evren olarak aldım. Çatı tabii ki her metinle biraz daha tanıyıp yakınlaştığım yazarın kendisiydi. Kuş gözlemciliğinden sanata, Amerikan edebiyatının kıyıda köşede kalıp kadrinin bilinmediğini düşündüğü, dolayısıyla bizim bilmemizin iyice zor olduğu yazar ve eserlerine, Amerikan kültürü içinde anlam kazanan kent-kimlik sorunlarına, aşk ile yaratıcılığın birlikte dans etme imkânlarını araştırdığı loş alanlara, yakın dostu, o da gene Amerikan edebiyatının ünlü isimlerinden David Foster Wallece’ın intiharıyla hesaplaşmasına, dostluk, yaratım ve rekabet üçgeninin dip köşesine bakma cesaretine… Franzen’ın zihninin, belleğinin, ruhunun kıvrımlarında, aynı zamanda anılarında da dolaşıyorsunuz bu kitaptaki yazılar aracılığıyla. Ben sanırım dilin kendisini merkeze almaktan çok, giderek daha fazla tanıyıp aşina olduğum, iç dünyasına nüfuz ettikçe insani yönüyle ve çelişkileriyle sevmeye başladığım, yer yer sinir de olduğum bir dostla sohbet eder gibi çevirdim bu kitabı. Yeter artık, bu kadar dolandırıp süslemekle uğraşma şu lafı, o kadar da uzun boylu değil şu diyeceğin şey, diye kızdığım, yeni arkadaşımı gösterişçilikle suçladığım da olmadı değil… Bir yazar eserlerinden de tanınır elbet, ama Franzen gibi içsel hesaplaşma ve düşünme süreçlerini paylaşmaktan kaçınmayan bir yazarı bu tip bir kitap üzerinden daha bir “insan” yönüyle tanıma imkânına sahip oluyorsunuz. Dil ve üslup da aynı bütünlük ve/veya çelişki içinde, benzer eğilimlerle akarak hizmet ediyor bu sürece…

Modern teknolojiden kuş gözlemciliğine pek çok farklı alana eğilen bu derlemede, değişen terimlere nasıl bir araştırma süreci eşlik etti?

Zarife Biliz: Kitabı çevirirken kuşlar ve onların Latince isimleri hakkında bayağı bir bilgi sahibi olduğumu söyleyebilirim. Kuşlara artık aynı gözle bakmadığımı da… Franzen dünyanın farklı yerlerinde kuş gözlemciliği yapmış. Bazı yerlerdeki kuşların kendisi yok ki bizim coğrafyada adı olsun. Dolayısıyla kuş isimlerini Türkçeleştirirken internette, özellikle Latince isimlerin sunduğu ipuçlarından giderek bayağı debelendim. Kuş gözlemciliği literatürüne de hâkim olmam gerekti bu arada. Bir de tabii Amerikan edebiyatının kıyı köşeleri var. Dilimize çevrilmemiş, aslında Amerikalıların bile unutup gittiği kitaplar üzerine yazdığı denemeler var. Bunların bazılarını yayıma hazırlayarak yeniden gün yüzüne çıkarmış Amerika’da. Okumadığınız bir kitap üzerine yazılmış bir yazıyı çeviriyorsunuz, riskli… Orada da gene internetten çok faydalandım, bazen kitabın gerekli bölümlerini bulup okudum, bazen de hakkında bilgi alabileceğim başka yazıları. Özet olarak söylersem kitabın çevirisi internet üzerinde bayağı bir mesai gerektirdi. Ama espriyle söylersem eğer, pişman değilim, zaman zaman kızsam da Franzen’ı ve onun samimi dünyasını sevdim. Kuşları da artık daha farklı bir gözle seviyorum mesela…

(2015)