Yazan: Sarp Kaya
Bu yıl, ben ve birkaç sıra arkadaşım bir “okul gezisinde”, adını elbette vermemek gereken büyük bir medya kuruluşunda mevki sahibi bir kişiden, sorusu dahi sorulmamışken şu sözleri duyduk: “Artık bilgiyi öğrenmenin bir anlamı kalmadı.” Bu sözler, elbette iş-eş dengesinin önemi ve yeni neslin nankörlüğüne dair ani bir sel baskınının taşıdığı milyon dere milinden bir avuçtu. Konu edinmediğimizden, dengeden ve nankörlükten burada söz açmayacağım. Ancak lütfen hayal gücünüzü hazır bulundurun; çamurdan, silajdan, yapış yapış ve vıcık vıcık şeylerden sık sık söz edeceğim. Bunu fikirlerimi canlandırmak ve desteklemek adına, birçok duygu uyandırmak amacıyla yapacağım.
Hakkını verelim, sayın medya koordinatörü, “Artık bilgiyi öğrenmenin bir anlamı kalmadı” deyişinin ardından şöyle devam etmişti: “Çocuklara ezber yaptırmanın ne anlamı var? Sorduğunuz her şeyi yapay zekâ söylüyor zaten.” Bu doğru mu? Sayın koordinatör haklı olabilir mi? Ezbere dayalı eğitimin zararlarını dile getiren (veya ima etmeye uğraşan) bir tek o değil muhakkak, bu yeni bir iddia bile değil. Benim aklımı kurcalayan, diğer iddiaları. Ezberciliğin çözümü eğitime yapay zekâyı katmak olabilir mi? Baştan alıyorum: Yapay zekâ ile ezberciliğin uyumsuz olduğunu nereden çıkardık? Dahası, “bilgiyi öğrenmenin anlamı kalmadı” ne demek? Neoklasik bilgi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım bizi nereye götürüyor?
Bunlar beni çok düşündürdü desem azımsamış olurum. Mizahı sık sık çok düşünmekle başa çıkma amacıyla kullandığımı da itiraf etmeliyim. Doğru, “öğrenmek, ya da eğitim süreci, uzun süredir asık suratlarla özdeş görüldü. Öğrencinin ‘ciddisi’ makbuldür dendi. Şimdiyse, mizah yoluyla öğrenmenin özellikle mümkün olduğu, akıllı, keskin görüşlü şakaların iki kapak arasına sığdırılmış binlerce sözcükten daha çok anlam taşıyabildiği bir dönemdeyiz”.[1] Ancak bu alıntının hangi yıldan kalma olduğuna bakınca gülecek pek bir şey bulamıyor insan, çünkü açıkçası bütün dünyada ne yeni teknolojinin, ne herhangi bir multimedya çözümünün en az 120 yıldır birçok coğrafyada tespit edilip duran[2] eğitimde “ezbercilik” sorununa anlamlı bir cevap üretemediğini görüyoruz. Yükselişine, aktörlerine, ekonomisine bakınca yapay zekânın bu açmazı giderebileceğini düşünmek ayrıca zorlaşıyor.
Öncelikle, geçmişi 1950’lere uzanan “yapay zekâ” terimi bir pazarlama ürünü…[3] Fikir bakımından da hiç ama hiç yeni bir şey değil.[4] Metot bakımından ise büyük ilerlemeler ve gerçekleşmeler vuku buldu, buna şüphe yok. Ancak bilgisayar bilgimin elverdiği kadarıyla, küresel tüketiciler düzeyinde vardığımız en uzak ufkun lineer cebir esaslarının çok verimli ve çok pahalı hesaplama ilkelerine göre işletilmesi sonucunda yapay zekâya biber dolması tarifi sorabilmekten ibaret olduğunu anlıyorum. Bir gecede kendi “yapay zekâsını” üretmek için insanüstü(!) bir çabayla harekete geçen, ekranlarımızın tatlı dolandırıcısı Elon Musk’ın Memphis, Tennessee’de (ABD) ÇED raporu beklemeden inşa ettirdiği, bir de elektrik sağlamak için metan gazıyla çalışan 40’tan fazla taşınabilir jeneratör alıp yerleştirdiği veri merkezi, vardığımız uzak ufuklara kanıt olsun.[5] Tennessee’deki veri değirmenini taşıma suyla (enerjiyle) döndürebilmek için şu güne dek 4.000 tondan fazla hava puslandıran nitrojen oksit salımı yapılmış olsa gerek. Memphis halkı (elbette halkın dezavantajlı, sömürülmüş kesimleri) yıllardır bu çamurlaşmış, çökmüş, pis havayı soluyarak yaşıyor (en hassas bireyler, elbette, yaşayamıyor).[6] Öbür yandan, ezberci eğitimden azade, hür düşünen Twitter (X) kullanıcıları, bu veri merkezinin çalıştırdığı yapay zekâ modelini çocuk yaşta insanların çıplak fotoğraflarını üretmek için kullanıyorlar.[7] Ne ufuk ama!
Memphis’li vatandaşlar Musk’ın gecekondu veri merkezini protesto ediyorlar. “Musk’ın DOGE’si ABD’yi soyuyor, xAI Memphis’i zehirliyor! … Hava bizim, hayat bizim… Halkın Gücü SENsin.” © Shaquiena Davis, ABC 24.
Bunun “uç bir örnek” olup olmaması önemli değil, yeni çağımızın sonsuz olanaklarına dahil olması yeterli. Gerçek şu ki ürünleri büyük bir hızla dört bir yanımızı saran, insana ve ekonomiye faydası ise halen yoğun tartışma konusu olan yeni teknolojiler her zaman belirli bir duyarsızlık ve ihmalle el ele gelişiyor. Bunlar “beklenmedik sapmalar değil, doğrudan ekonomilerimizin, toplumsal normlarımızın ve bizzat görme biçimlerimizin içine işlemek üzere oluşturulan [yapısal tasarılar]”,[8] altında ise “görünmez kılınmış ıstırap ekonomileri, ölçülemez acıların dışsallaştırılması ve insan sefaletinden beslenen, adı konmamış kuvvetler” yatıyor.[9] Istırabı akla hayale sığmayan boyutlarda yeniden üreterek sürdürmeyecek bir yeni teknoloji geliştirilebilir mi sorusu, “uyum sağla ya da yok ol” Darwinizmine karnı tok olan birçok kuramcı ve araştırmacı tarafından soruluyor.[10]
Gönlümüz açılsın, kendimize gelelim diye olumlu ufuklardan, ilk heyecanlardan söz eden bir parantez açmak istiyorum. “Maddeye düşünmeyi öğrettiğimizden” beri ezberci tedrisat mahsulü zavallı kıt akıllı öğrenciler kendilerince, el yordamıyla sibernetiği, programlama dillerini, video oyunlarını icat ediyorlar. Sibernetikçiler biyolojik yaşama özgü görülen, çevresel etkenlere gerçek-zamanlı davranış uyumlama eğilimini makinelerde yeniden üretebileceklerine inanıyorlar.[11] Çağdaş dünyanın bütün küresel sistemleri programlama dilleri üzerine kuruluyor. Yenilenebilir enerjiden büyük ölçüde faydalanan ilk yük gemisi suya değdiğinde, “modern teknolojiyi eski teknolojiyle buluşturacak” yeni bir çağın umudu solarpunk gibi olumlu tahayyül akımlarını doğuruyor.[12] Bütün toplumsal sorunların günah keçisi edilen video oyunları, çocuklarda bilişsel performansın gelişmesiyle bağlantılandırılıyor.[13] Bilgisayar çağının doğrudan sinerjiye girmediği tek alan ekonomiymiş gibi görünüyor. “[Bu çağ ve getirdikleri] dört bir yanda görülüyor, [işgücü] verimlilik istatistikleri hariç.”[14] Bu gözlem kırk yıldır geçerli olmakla beraber, yapay zekânın zaten endişeden mürekkep prekaryayı artan varoluşsal endişeye gark ederken ortalama işveren, medya koordinatörü ve internet bilginini temelsiz bir heyecana sürüklediği gerçeği son on yılda da değişmiyor – yani yapay zekânın soğukkanlı ekonomi dünyasının gözünde verimliliğe faydalı olduğu da yok.[15]
Öte yandan, yıllardır mesleğimizi elimizden almasını beklediğimiz “mekanik çeviri” hakkında 1956’da şöyle yazılıyor:
Önümüzdeki görevi tamamlamak uzun sürecek ve zorlayıcı olacak, çünkü ne diller hakkında ne de insanların nasıl çeviri yaptığı hususunda yeterince bilgimiz var. Yine de önümüzdeki görev çok heyecan verici, çünkü kesin bildiklerimizin çok ötesinde macera ve keşif unsurlarıyla dolu.[16]
70 yılda hem diller hakkında, hem insanların nasıl çeviri yaptığı hususunda çok şey öğrendik. Ancak son 10 yılda makineye ne dil öğrettik, ne de “çeviri yapmayı”. Makine, gayet etkileyici bir biçimde, insan hafızasına sığmayacak kadar çok sözcüğün ve kombinasyonun hayale sığmayacak kadar çok boyuttaki yerini öğrendi – bir de bunlar arasındaki mesafeleri hesaplayıp mecazi havuç ve mecazi sopayla hangi işlemleri yapması gerektiğini. Bu uğraşlara girerken atılacağımız macera ve keşif unsurlarının ise hiç değilse zihinsel bakımdan uyarıcı olmasını bekleriz. Ne var ki, geçtiğimiz yıl sonunda yayımlanan bir MIT Media Lab araştırmasıyla beraber, bilgi/ileti üretme işinde yapay zekâdan faydalanan öğrencilerin “bilişsel borç” altına girdiği, yani üretim sırasında gerçekleşmesi gereken bilişsel işlevlerin azalmasıyla o üretime bağlı diğer görevlerin yerine getirilmesinde bilişsel bakımdan eksiye düştüğü ortaya çıktı.[17] Galiba yapay zekânın son kullanıcısı olmakta beyni yeterince uyaran hiçbir şey yok. Aynısının çeviri işlerinde de geçerli olmaması için bir sebep göremiyorum.
“Generation Muthaboard”. © Daniel Loveday, 2014. Ressamın yazılı izniyle eklenmiştir.
Çeviride nesne edindiğimiz bilginin –yani iletinin– ne olduğu, onun sözce karşılığından ibaret değil. İletilerin özelliklerine paralel sayılabilecek bir şemada, yapay zekâ araçlarının çeviriyi özgün bir edim kılan 5 unsurdan yalnızca 2’sinde, onda da ancak yarım yamalak bir umudu var (bkz. Wang 2025):[18]
- Çeviri, yazılıyken daha geniş vakitte, sözlüyken ânında olmak üzere iki dil arasında ileti taşınmasıdır. Yapay zekânın hızı ve sözcük bulup çıkarma kabiliyeti insanlarınkini gerçekten aşabilir. Ancak özellikle dil modellerinin sözce dışı hiçbir göstergeye erişimi yoktur.
- Çeviri, yoğun bilişsel işlemlerin gerçekleşmesini gerektirir. Yapay zekâ birçok alt-işlemi çok büyük hızlarla tamamlayabilir, ancak bu illa insana ait bilişsel işlem yükünün azalmasıyla sonuçlanmaz. Yapay zekâyla çalışmayı öğrenmek biliş üstünde ek yük oluşturur.
- Çeviri, iletilerin etkili biçimde işlenmesini ve sözceden ibaret olmayan söylemin yeniden üretimini, ayrıca buna içkin kararları içerir. İleti dilsel göstergelerden ibaret olmadığı için ve ileti etkili biçimde işlenemedikçe karar alınamayacağı için yapay zekânın söylemleri yeniden üretmesi ancak rastlantı sonucu mümkün olabilir.
- Çeviri, kişiler ve toplumlar arasında farklı işlevleri yerine getirir. Yapay zekânın [mevcut haliyle] iletişimin bilgilendirici olmayan hiçbir işlevine erişimi olmadığı için “ifade eden” ve “bir eyleme sevk eden” söylem öğelerini aktarması ancak rastlantı sonucu mümkün olabilir.
- Çeviri, sosyokültürel bir etkinlik biçimidir. Yapay zekâ biliş varsayıldığında dahi iletişim ortamına dahil olabilecek, bedenlenmiş bir biliş sayılamaz ve mekân paylaşmanın bilgisine erişemez.
Makine ve insanda toplam bilgi işlemede kullanılabilecek zekâ birimleri karşılaştırması. Kaynak: Mike Cooley, Architect or Bee? The Human/Technology Relationship, Southend Press, 1980, s. 22.
Bilgisayarların icadıyla ortaya çıkan heyecanın, ağır işin ortadan kalkması ve mesire hayallerinin, insan-makine eşgüdümü umudunun ışığında, mevcut durumda elimizde yalnızca kendi aralarında yatırım sermayesi döndürerek büyüyen,[19] kimileri 2030 yılına kadar kâra geçemeyeceği için[20] bu büyüme görüntüsünü daha yıllarca sürdürmesi gereken, veri merkezleri ayakta tutulacak diye su,[21] hava kalitesi ve dolayısıyla insan canı feda edilirken “yapay zekâ [asıl] yavaşlatılırsa insan canına mal olur”[22] diye korku tacirliği yapan teknokratlarla açık bir ihtilafı bulunmayan “kırılgan egolu”[23] çocuk adamlara ait şirketler kalıyor. Musk şimdi Memphis’te insan canına mal olan veri merkezlerini uzaya taşımak istiyormuş![24]
Yapay zekânın ekonomik üretmezliğinden söz açmıştık. Gölge de ediyor, ihsanı nafile istemek. Nasıl ki reel ücretlerdeki artış çok uzun süredir kârlılık artışının çok altındaysa,[25] net işlenmiş (temellendirilmiş inanç kaynaklı) bilgi de brüt iletiler toplamının artışının çok gerisinde kalıyor. Yaklaşık bir buçuk senedir internette karşılaştığımız her iki iletiden birinin yapay zekâ ürünü olduğu düşünülüyor.[26] Aynı zamanda, bireylerin iletilere eleştirel bakışı, bu husustaki özgüvenleri ve “doğruyu yanlıştan” ayırma başarıları da gerilemekte.[27] Böyle bir çevrede, eğitime yapay zekâ katma uğraşımızın mevcut eşitsizlikleri katbekat artırmaması için hiçbir sebep yok: “Öğrenmek için ilişki kurmak gerek.”[28] Yapay zekâyla etkileşimde kurulan ilişkinin, nöral bağlantıların kurulması ve desteklenmesinde minimal etkisi olduğu gösterildi. Bütün bunların ışığında, sayın medya koordinatörünün “ne sorsak cevaplıyor” dediği yapay zekâya sorduğu sorular arama motorlarında 10-15 dakikada (üstelik kaynaklarını ölçüp değerlendirerek) cevaplarını bulabileceği sorulardan, eğitimde beklediği devrim ise yapay zekâyı çok ama çok önceleyen yapısal ve toplumsal sorunların çözülmesinden ibaret olsa gerek.
Artık hem yapay zekâyı hem de neden 10 yıldır çevirmenlerin “sonunu getiremediğini” daha bilgili ve eleştirel bir bakışla anlamamız mümkün. Bize zaten yapay zekâya yazdırdığımız metni insan yazmış gibi göstermek gibi ulu bir amaç için ürün satanlar mı,[29] yoksa “vallahi yapay zekâ yok bizde, hepten insan hepten” diye vurgulayarak farkını hissettirmeye uğraşanlar[30] mı daha kötü, ben karar veremiyorum. Ancak bir yandan bilgisayarlı hesaplama gücü son sınırına dek zorlanıp gezegene çıkardığı bilançonun kabardığı, öbür yandan büyük hesaplama gücünün faydalarının son derece eşitsiz dağıldığı bu dönemde büyük heyecanlara kapılmamak gerektiğini düşünüyorum. Eğitim güya “medyanın yağdırdığı çerçöpten bizi koruyan” bir “sivil savunma” şemsiyesi teşkil edecekti.[31] Bu yöndeki beklentiler de 60 yıldır hiç karşılanmamış gibi görünüyor. “Batılı insanların yeni medyayı kendi tercih ettikleri biçimde yönetecek eğitime veya araçlara erişimi”[32] hâlâ yok. Küresel Güney’deki insanlar ise zaten düşük ücretli işleri yapay sistemlerce tehdit edilebilsin diye elleriyle emek harcarken kafalarına kamera takmak zorunda bırakılıyor.[33] Türkiye madem ikisinin ortasında bir yer diye tarif edilir, o zaman hem yeni medyanın tam ortasında kalıp yapay zekâyı en çok manipülatif kapasitesiyle tecrübe eden,[34] hem de henüz eski organizasyonuyla bile tam verime ulaşamamış ekonomik ve kültürel etkinliklerin ve grupların “anlam krizine” ve varoluşsal tehdide girdiğini düşünebildiğimiz bir yerdeyiz demek.
Nagireddy Sriramyachandra, kafasına tutuşturduğu akıllı telefonla yapay zekâlı insansı robotların eğitilmesi için veri sağlıyor. Bunun için saat başı 120 TL karşılığı bir ücret alıyor. © AFP News, https://www.youtube.com/watch?v=JQoPoLUJWic
Bu sırada, en yaygın uygulamaları ya biber dolması tarifini internetten bulup getirmekten ya da soykırıma işbirlikçilik etmekten[35] ibaret sistemler (AlphaFold gibi bilimsel amaçlar için özelleştirilmiş ve pazarlama taktiği olarak yapay zekâdan aslen bambaşka nitelik gösteren makine öğrenimi uygulamalarını tenzih ediyorum) milyarderlere yüklü maaşlar tahsis ediyor. Neyse ki soft skill’ler çok önem kazandı![36] Neyse ki geleneksel anlamda üretken işler için kendimizi eğitme yükünden kurtulduk![37] Neyse ki öğrenciler eğitimlerine devam ederken para kazanabilecekleri işlere ihtiyaç duymuyor![38] Neyse ki edebiyat ve felsefede kurumsal eğitim gayet yaygın ve herkesin erişimine açık! Eğer geleneksel yöntem ve yordamın bütünüyle alaşağı edilmesine hazırlanmamız gerekiyorsa, gerçekte hazırlandığımız, emeğimizi ve yeteneğimizi veri sağlamak amacıyla satabilme imkânı, bir de leş/pis/atık imgesiyle özdeşleşen, İngilizcede çok sık başvurulan tabirle slop türü ürünlerden ibaret gibi görünüyor.[39] Çocukların eline tutuşturulan akıllı telefonlarda açıp kaydırdıkları videoların yapay zekâ çamuru olma ihtimali oldukça yüksek.[40] Slop zaten çamur, lapa ve hatta hayvan yemi (silaj) demek. Böyle giderse, dezavantajlı sınıfın çocukları silaja yumulan küçükbaşlar gibi yapay zekâ ürünlerine gömülüp giderken, “zengin çocukları” oturup edebiyat, felsefe tartışacaklar belki.
Belki yarından da yakın. Her gün sınav ve test sorularını hazırlamak için yapay zekâ kullanan bir öğretmenin foyası bizzat öğrencilerinin fark ettikleriyle ortaya çıkıyor. “Hocam, kitapta böyle bir karakter yok ki!” diyen ortaokul öğrencilerinden, vize sınavlarında iki defa en uzun şıkkın B şıkkı olduğunu, her zaman da doğru şıkkın B şıkkı olduğunu hüsranla anlatan üniversite öğrencilerinden haber alıyorum. Kısacası, ya görevini layıkıyla yapmayan ya da yoğun iş yükünü yapay zekâyla bölüşmek isteyen eğitim profesyonelleri sık sık yapay zekâ tarafından aldatılmaya başladı bile. Yapay zekâ eğitim devrimini gerçekleştiremeden böyle olayların haberini almaya başlamamıza şaşmamalı.
Demem o ki, sayın medya koordinatörünün sözlerinin arkasında aslen yüz yılı aşkın eğitim reformu talebi, kötüye devşirilmeye pek müsait bir tür tekno-optimizm ve belki biraz da anti-entelektüalizm[41] yatıyor gibi görünüyor. Eleştirel düşünce dilsel üretimden ibaret olduğu sürece veri merkezlerinin sırtında yükselen laf salatası makineleri bizi şaşırtmaya devam edecek. Anlam üretiminin yalnızca dilsel göstergelerden ibaret olmayışı (hatta baştan sona çeviri demek oluşu) hakkında Güney Afrikalı çeviribilimci Kobus Marais’in A (Bio)Semiotic Theory of Translation adlı eserini naçizane okuma önerim kabul edebilirsiniz.
“Otomasyon, özgür eğitimi zorunlu kılar.”[42] Ancak hâlâ “evvelki makine [çağlarının] mekanik ve özelleşmiş kulluğundan serbest kalacak”[43] noktaya gelmiş değiliz – ne eğitimde, ne de bize dayatılan çalışma pratiklerinde. Büyük sermaye, risk yatırımcıları, finans departmanları ne derse desin, maddeye zekâ katan gerçek Hephaistos’lar hep bizler olduk – yani dili ve kültürel üretimi madden ve manen yeniden yazanlar.[44] Basılı yayın bu yönde en büyük icatlardan biriydi, öncesinde mimari vardı. “Fikrin nakşedildiği ve okunduğu taşlar”,[45] şimdi kendi fikrini üretiyormuş gibi görünse de, insandan olmayan hiçbir şeyi insana sunması mümkün görünmüyor. Büyük sermaye ve hüküm arzusu, Ortaçağ’dan beri birçok defa yaptığı üzere, bugün ‘Transformer’ teknolojisi odağında el ele tutuşuyor. Bizlerin böylesi ittifakların etkilerinden her defasında yaralı ama canlı çıktığımızı ve insan yaşamını diri tuttuğumuzu öne sürüyorum. Topalız, ama çok becerikliyiz, ve “bu gizli çiftleşmenin bedelini ödeteceğiz onlara”.[46]
Sarp Kaya, ÇEVBİR üyesi.
Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim mezunu. sarp.kaya2025@gmail.com
Kaynakça:
[1] Marshall McLuhan, Quentin Fiore (1967). The Medium Is The Massage: An Inventory of Effects. New York: Bantam Books, s. 10.
[2] Jules Payot (1906). L’education de la volonté. Paris: Libraire Félix Alcan; Hasan Sabri Ayvazov (1906). Usûl-i Tedrîs ve Ta’lîm Terbiye. İstanbul: Bahariye Matbaası.
[3] 1955-1956 döneminde “yapay zekâ” (artificial intelligence) tabirini ortaya atan bilgisayar bilimci John McCarthy’yi tanıyan iki araştırmacı, Peter Robinson ve John Etchemendy, 4 Nisan 2024 tarihinde Fei-Fei Li ile birlikte masaya oturuyorlar (Hoover Institution, 12.04.2024). Robinson, “McCarthy kışkırtıcı laflar etmeyi severdi, şimdi de bu lafın bir pazarlamacı lafı haline geldiğini düşünüyorum, hâlâ 0’lardan-1’lerden çok uzakta değiliz” diyor. Etchemendy katılmıyor ama şöyle yanıtlıyor: “Kastettiği şu olmalı: Yapay zekâ alanı, zekâ gerektiriyor diye bilinen işleri bilgisayara yaptırmanın yollarını araştıran bir alan.” https://www.youtube.com/watch?v=10_fZRdCM7Q
[4] “Yerde iki köpek vardı, biri altındı, biri gümüş, bütün ustalığını göstermişti Hephaistos bunlarda, korusunlar diye ulu canlı Alkinoos’un konağını, ölümsüzdüler ve hiç eskimek bilmeyeceklerdi.” Homeros, Odysseia, s. 116 (çev. Azra Erhat, A. Kadir, İş Kültür, 2014).
[5] xAI built an illegal power plant to power its data center; Elon Musk’s xAI datacenter generating extra electricity illegally, regulator rules; Musk mugs Memphis again, with xAI’s Colossus 2 data center
[6] A billionaire, an AI supercomputer, toxic emissions and a Memphis community that did nothing wrong
[7] Elon Musk’s Grok AI appears to have made child sexual imagery, says charity, Elon Musk’s Grok AI generates images of ‘minors in minimal clothing’.
[8] Richard David Hames, Teaching Silicon How To Feel. Charmouth: Triarchy Press, 2025, s. 2.
[9] A.g.y.
[10] Philip Bray (2025). The Historical Development of Ethics of Emerging Technologies. Minds and Machines (35:21) Açık kaynak. https://link.springer.com/article/10.1007/s11023-025-09720-5
[11] Lipp ve Hilgartner (2025). Beyond the cybernetic loop: “smart” pain technology in a recursive society. Big Data & Society. 12. 10.1177/20539517251343862.
[12] From Steampunk to Solarpunk
[13] Video gaming may be associated with better cognitive performance in children
[14] You can see the computer age everywhere but in the productivity statistics (Robert Solow)
[15] Thousands of CEOs admit AI had no impact on employment or productivity—and it has economists resurrecting a paradox from 40 years ago
[16] Victor Yngve (1956). “The outlook for mechanical translation”. Babel 2:3.99-101.
[17] Kosmyna v.d. (2025). “Your Brain on ChatGPT: Accumulation of Cognitive Debt when Using an AI Assistant for Essay Writing Task”, https://arxiv.org/abs/2506.08872
[18] Binhua Wang, New Orientations in Interpreting Studies and Interpreter Education, Routledge, 2025
[19] A Guide to the Circular Deals Underpinning the AI Boom
[20] OpenAI needs to raise at least $207bn by 2030 so it can continue to lose money, HSBC estimates
[21] Data Centers and Water Consumption
[22] The Techno-Optimist Manifesto
[23] The Techno-Optimist Manifesto , Ego, fragility and the case for having fewer billionaires in charge
[24] Elon Musk’ın uzay veri merkezi hamlesi, yapay zekada SpaceX tekeline yol açabilir
[25] Global Wage Report 2024–25, Türkçe özeti için bkz. Küresel Ücret Raporu 2024-25
[26] More Articles Are Now Created by AI Than Humans
[27] https://news.mit.edu/2026/consequences-of-relying-on-ai-for-accurate-news-0609
[28] A Media Lab study shows that, much like how GPS has weakened our navigation skills, AI can make us worse at detecting fake news., Eğitimde Yapay Zeka: Herkese Ulaşabilir mi?
[29] yapay zeka insanlaştırıcı
[30] Porsche Emphasizes ‘Human-Made, Not AI’ in Animated Ad
[31] Marshall McLuhan [1964], Understanding Media: The Extensions of Man. Ginkgo Press, 2003, s. 252
[32] A.g.y.
[33] Factories make workers wear cameras to train AI — how long until the humans are phased out?
[34] Yapay zeka çılgınlığı ve manipülasyon tehlikesi; E. Arğın, “Yapay Zekâ ve Algı Yönetimi: Algoritmalar, Manipülasyon ve Toplumsal Güven”, İnsanat Sanat Tasarım ve Mimarlık Araştırmaları Dergisi, 5(2), 1023-1042, 2025 (https://dergipark.org.tr/en/pub/insanat/article/1832337); Yapay Zeka İle Veri Manipülasyonu,
[35] Gazze’de Soykırıma Destek Vermekle Suçlanan Palantir, İnsani Yardımların Takibinden Sorumlu
[36] Why Soft Skills Still Matter in the Age of AI
[37] Forget Coding – Anthropic Co-Founder Reckons Your Kids Should Study Philosophy
[38] Gençlerin yüzde 35’i öğrenciyken çalışıyor
[39] https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zeka-kirliligi-ai-slop-nedir,
[40] More than 20% of videos shown to new YouTube users are ‘AI slop’, study finds
[41] Live Laugh Lily: Use of AI contributes to anti-intellectualism
[42] McLuhan, Understanding Media. s. 458.
[43] A.g.y.
[44] Bkz. A. Lefevere, Translation, Rewriting and Manipulation of Literary Fame, Routledge, 1992.
[45] “Ne yazık! Ne yazık! Küçükler büyüklerin üstesinden geliyorlar, Nil sıçanı timsahı, kılıçbalığı balinayı öldürüyor, kitap da yapıyı[binayı] öldürecek.” – Victor Hugo (1831). Notre Dame’ın Kamburu, çev. Volkan Yalçıntoklu, İş Bankası [2020], s.185. “…dünyada hiçbir karmaşık kavram yoktu ki bir bina halinde vücut bulmasın… insanlığın taşa nakşetmediği tek bir mühim fikri olmamıştır.” Hugo’ya göre matbaayla birlikte “Orpheus’un taştan harflerinin yerini Gutenberg’in kurşun harfleri alır.” (https://www.e-skop.com/skopdergi/cirkin-ucuncu-bolum/6267)
[46] Odysseia, s. 136.
