Sarp Kaya

Çevirmenlik mesleğinin “sonunun geldiğini” duymaktan, sonra gidip işinizin başına oturmaktan bıkmış usanmış olabilirsiniz. Aynı şekilde, “dil bariyerinin” ortadan kalktığı, yani çevirmenlere “ihtiyaç kalmadığı” yönündeki bir garip tekno-optimizmden veya hepimizin  vasıfsızlaştığını, tümden işsiz kalacağımızı ilan eden korku tacirliğinden de nasibinizi aldığınızı tahmin ediyorum.

Yeni mezun bir çeviri lisans öğrencisi olarak bu tartışmaların özellikle aralarında müstakbel çevirmenlerin de yer aldığı çeviri öğrencileri kitlesi üzerindeki yansımalarını merak ediyorum. Çünkü gördüğüm kadarıyla bu konunun konuşulduğu çerçeveler çoğunlukla sektör baskısıyla kuruluyor, eğitim öznesi insanların deneyimleri ve duygulanımsal gerçeklikleri göz ardı ediliyor. Çeviriyle ilgili eğitim programları kısa süreli mesleki yetkinlik sağlayan programlardan ibaret değil, dolayısıyla hangi öğrenim pratiklerinin yaygın olduğu ve bunların öğrencileri “sektöre nasıl/ne ölçüde hazır hale getirdiği” meselesinin ötesine geçecek sorular sormamız gerek.

Başlarken, bu büyük ateşin başlıca yakıtı olarak gördüğüm “vasıfsızlaşma” mevzuunu biraz tartışmak ve ileride sorabileceğimiz başka sorulara zemin hazırlamak istiyorum.

Vasıfsızlaşma ve Çevirinin/Çevirmenin Doğası

Bu yılın başlarında, sırasıyla İngiltere, İrlanda ve Japonya’da çeviri, dil ve dil öğretimi konularında akademisyenlik yapan JC Penet, Joss Moorkens ve Masaru Yamada’nın derlediği, Üretken YZ Çağında Çeviriyi Öğretmek adlı bir kitap yayınlandı.[1] Kitapta yapay zekânın (YZ) yarattığı dönüşüm ve uyandırdığı endişeler göz önüne alınarak, pedagojiyi “yeni çağa” hazırlamak üzere birtakım öneriler sunmak amaçlanmış. Esasen akademisyenlerin yabancı dil ve çeviri öğretimi üzerine makalelerinin yer aldığı eserde, büyük teknoloji şirketlerinin ürün olarak piyasaya sürdüğü geniş dil modelleri (Üretken YZ) kimi zaman bir tarih öğesi, tartışmanın bir konusu, kimi zamansa bizzat bir özne olarak karşımıza çıkıyor. “Dil hizmeti” sektöründeki değişimi izlemek, kitabın temel amaçlarından biri gibi görünüyor ve “sektörün sesi” olarak tanımlanabilecek bazı yayın organlarına birçok defa kaynak olarak başvuruluyor.

Newcastle Üniversitesi’nde Çeviri Endüstrisi Araştırmaları doçenti olarak çalışan Penet, kitabın tanıtımı için katıldığı bir podcast’te, asıl YZ’yle uğraşmamak öğrencileri vasıfsızlaştırabilir (deskilling) diyor.[2] Bu yazı dizisinin ilk bölümünde bu tarz bir değerlendirmeye yer vermiştim.[3] Vasıf kaybetme korkusu, YZ’nin “bizim yapabildiğimiz bir şeyi yapabilmesinin” sonucu olarak yaşadığımız bir duygu gibi görünüyor. Penet’a göre öğrencilerin vasıfsızlaşmadan kaçınmak için şu ya da bu şekilde YZ’yi kendine katmış çevirmenlere dönüşmeleri gerekiyor.

Her ne kadar Penet “öğrencilere geleceği öngörebilme yönünde donanım kazandırma”[4] gerekliliğinden söz açarak YZ’ye karşı olmamanın, onu pratiğe ve eğitime katmanın önemini vurgulasa da, röportajda şaka yollu belirttiği bir görüş bana çok daha çarpıcı geliyor: “Teknoloji günahsa, öğrenciler tüy kalem ve hokkayla çeviri yapsın.” Benzer yorumlarda bulunanlar böylesi kıyasların sınırlarının farkında olup teknolojiler arasındaki farklara, etik sorunlara ve okuryazarlık eksikliğine de sık sık değiniyorlar, ancak böyle latifelerin altında “YZ sadece (yeni) bir araçtır” düşüncesinin yattığı gerçeği değişmiyor.

Tam da bu yüzden endüstri-akademi kesişiminden söz alan yorumcuların ortak söyleminde bazı çelişkiler var. Bunların başında YZ’den, tam verim almaya çalışacağımız bir araç veya üstümüze fırlattıklarından sakınmak için yer değiştireceğimiz bir fırtına olarak bahsetme ikiliği yer alıyor. Bu ikilik “bazı öğrenciler gemiye binip YZ ile çalışmayı öğrenirken inat eden diğerleri fırtınada boğulacak” diye özetleyebileceğimiz sentezlerle sonuçlanıyor.

“Diller arası, mesleki tercümanlık” söz konusu olduğunda kaynak dilden erek dile belge aktaran kişi olarak “çevirmen”, bir süredir gerçekçi bir mesleki konumu tarif etmiyor olabilir. Bunun yerine çevirmenler “dil hizmeti sağlayıcıları” adını alarak geleneksel çeviri görevlerinden uzağa, yukarı veya aşağı yönlü (upstream/downstream) hareket ederek iş akışının daha erken veya geç safhalarında devreye giriyorlar.[5] Çevirmenin çeviri işini ifa ettiği alan tahliye edilip yerine veri uygulamaları akarken, tam da yukarıda bahsettiğim korkulu duygulanım vuku buluyor ve bir nevi roller değişiyor: Pedagoji YZ uygulamalarını “sürdürülebilir” biçimde kendine katmanın yollarını ararken, endüstri “değeri hiç eksilmeyecek becerilerden” söz ederek adeta çevirmen adaylarının yüreğine su serpiyor.

Üretken YZ Çağında Çeviriyi Öğretmek adlı derlemede yazıları bulunan Gary Massey ve Maureen Ehrensberger-Dow, artan YZ hâkimiyetine karşı insan zekâsına ve becerilerine bir yer bulmaya çalışırken, bizi bir defa daha insan-makine işbirliğine yönlendiriyorlar. Yazarlar, değeri eksilmeyecek aktarılabilir beceriler arasında şunları sıralıyorlar: “eleştirel düşünme, uyum sağlayabilme, sorunlara yaratıcı çözümler üretebilme, bilişsel ve duygusal öz-düzenleme, öz-yeterlik, hesap verebilirlik ve etik anlayışı, işbirliğine girebilme”; ayrıca komut [prompt] mühendisliği + edisyon becerileri + ‘veri okuryazarlığı’ formülüyle özetleyebileceğimiz başka maddeleri de bu beceriler arasında sayıyorlar.[6] Dahası, bunların bir kısmının zaten çeviri yetkinliğinin yapıtaşları olduğunu iddia ediyorlar.[7]

Bruegel’den taş baskı (Galle, c. 1558), “Simyacı.” O uğraşadursun, çocuklarının boş dolapları karıştırdığını, en sonunda ailesinin bakımevine düştüğünü görüyoruz. Şeylere, olmadıkları başka bir şey gibi davranmanın zararına dair. Başka bir nüshada açıkça yazan: Al-Gemist, Arapça “Simyacı”, Felemenkçe “Çoktan kayıp.”

Benzer değerlendirmeleri endüstrinin içinden işitmek de mümkün. Bir “YZ Çeviri İşletim Sistemi” şirketinin CEO’su olan Gabriel Fairman, “yeni paradigma” içinde “kültürel eleştiri yetisinin, bakış açılarını savunabilecek olmanın ve öğrenebilmenin”, ayrıca “tam da öğrenebildiği için uyum sağlayabilmenin” öneminin artacağını büyük bir heyecanla dile getirirken, odağın çeviri tekniğinden dilin yapıtaşlarına kaymasını öneriyor.[8] Ona göre, Eugene Nida’nın 60 yıl kadar önce dinamik eşdeğerlik dediği,[9] sonra sektörel duyarlılık sahibi işlevsel çeviri kuramlarının çeviride bir mihenk taşı olarak belirlediği “etkili iletişim becerisi”; kültürel mensubiyeti ve kimliği olan, bağ kurabilen özneler oldukları için insanlara başka araçlarla doldurulmayacak bir yer bırakıyor. Penet’ın da “işlevsel çeviri kuramları Üretken YZ çağında hiç olmadığı kadar önem arz ediyor” demesine şaşmamalı.[10]

Fairman’ın yeni dönem için özellikle olumlu olanaklardan saydığı “dil felsefesi, [içerik] ve biçim hakkında düşünebilme” ihtimali, bazı başka CEO’ların YZ sayesinde öğrencilerin rahat rahat felsefe ve edebiyat okuyabileceği yönündeki iddiasını andırıyor. Bence bu damardan eski dostumuz tekno-optimizm akıyor. Burada vasıf, eğer yapılacak iş belge aktarmaksa, bir vasıf değil de yeni teknolojinin işçiyi kurtarabileceği bir angarya olarak karşımıza çıkıyor. Böyle bir anlayışın dayandığı çevirmenlik modeli, kaynak metni alıp analitik olarak parçalarına ayırdıktan sonra belli kurallara göre erek metinde yeniden bir araya getiren “veri kodlayıcı-veri çözümleyici” modeline karşılık geliyor.

İkinci çelişkimizle karşı karşıyayız. Bir yandan, Fairman ve benzerlerinin yaklaşımına göre üretken YZ gerçekten de yalnızca bir araç (daha). Bu, YZ’den önce çevirmenin rolünün zaten araçsal olduğu ve araçlarla desteklenebileceği/desteklenmesi gerektiği düşüncesinden ileri geliyor. Çeviri yetkinliği, aktarılabilir becerilerden ibaret hale geliyor ve bunları kullanarak çevirmenlerin başka işler yapması bekleniyor. Öte yandan Massey ve Ehrensberger-Dow gibi yazarlar “yeni çağda” çeviri yetkinliğini baştan tanımlamaya çalışırken, interaktif potansiyeli oldukça yüksek olan üretken YZ’yi bir “çalışma ortağı” olarak görmeyen paradigmadan dem vuruyorlar.[11] Onlara göre, diğer birçok araştırmacı çevirinin tek zihinlik bir iş olmadığını kabul etmelerine ve çeviri için bir araya gelen çok çeşitli etmenleri detaylandırmalarına rağmen, insan ile YZ arasında olup bitene ilişkisel bir mercekten bakmıyorlar. Peki o mercekten baktığımızda ne görüyoruz?

Lex parsimoniae: Pym’in Usturası

Sektör ile akademi arasındaki bu uyuşmazlık, yetkinlik tartışmalarında (laf arasında da olsa) tekrar tekrar işaret edildiğini görmeye başladığım, Anthony Pym’in ta 2003 tarihli bir yazısını hatırlatıyor. YZ’nin henüz hayatlarımıza girmediği bir dönemde elektronik çağ için yetkinliği yeniden tanımlamaya çalışan Pym, şöyle demiş: “Yetkinlik ile vasıf birbirine karıştırılamaz.” [‘Competence’ cannot be confused with questions of professional qualifications.][12] Çünkü vasıf, mesleki açıdan rağbet gören nitelikler bütününe işaret ettiğinden sürekli değişmeye ve akademinin uyum sağlamak için ürettiği yöntemleri boşa çıkarmaya yazgılı. Bu bakış açısı, endüstrinin ve akademinin öğrencilerden temelde farklı beklentileri olduğu gerçeğini yüzümüze çarpıyor. Aynı metinde Pym, 37. yılını dolduran “minimalist” çeviri yetkinliği tanımını yineliyor:

“Metinlerle gerçekleştirilen bireyler arası bir faaliyet olarak çevirmenlik eğitimi, aşağıdaki iki parçalı işlevsel yetkinliğin kazandırılmasını gerektirir:

  • İlgili kaynak metin için birden fazla geçerli erek metin oluşturma becerisi.
  • Bu erek metinler arasından [makul sürede] ve meşru özgüvenle tek bir geçerli erek metin seçme becerisi.”[13]

Temel-çatı modellerine,[14] 36 maddelik kompleks yetkinlik listelerine,[15] işverenlerin süsleyip püslemeden açık ettiği[16] ve akademinin akılcılaştırmaya çalıştığı ek beklentilere karşın, Pym’in (belki fazlaca) basit tanımı bir tohum olarak ekilmeye müsait görünüyor. YZ’nin bu tanıma nasıl eklemleneceği, nereden baktığımıza göre değişiyor. Zira Pym’in ifade ettiği üzere “teknolojinin [alanımızdaki] temel etkisi, [iletişim, çalışma ve işbirliği ağlarını] genişletmek, üretim momentini büyütmek ve çoğu zaman indirgeme gerekliliğinin üstünü örtmek” olmuş.[17] İnternetten eriştiğimiz üretken YZ, çoğunlukla internete yakıştırılan “araç” tanımına uyarken, önemli bir niteliğiyle diğer araçlardan ayrışıyor. Üretken YZ ile etkileşime giren çevirmenlerin bunu sohbet arayüzü üzerinden gerçekleştirmesi, kimilerine göre teknolojinin çeviri alanına getirdiği “genişletilmiş işbirliği ağlarına” işaret eden gerçek bir devrim. Örneğin Erik Angelone, “kendi kendine öğrenmeye yön verecek bir vasıta” potansiyeli gördüğü üretken YZ’ye öyle itimat ediyor ki makalesinin önemli bir kısmını ChatGPT’nin cevaplarını aktarmaya ayırmış![18]

Pym 2013 yılında yeni çağ için çevirmen becerilerini tanımlama kervanına katıldığında önerdiği becerilerden biri ise “veriye ne zaman güvenip güvenemeyeceğini bilmek”.[19] YZ’nin yukarıda değindiğim sohbet arayüzü niteliği, Pym’in tarif ettiği bu becerinin birçokları tarafından tekrar edilmesine neden oluyor. Örneğin Joss Moorkens ve Gökhan Doğru’nun öğrencilere üretken YZ destekli bir çeviri işinden doğan çevresel, hukuki ve etik sonuçları düşündürme önerileri;[20] ayrıca Senem Öner Bulut’un öğrencileri YZ ile karşı karşıya getirip yeni çağda işlevsel çeviri kuramlarının içini dolduran çalışması[21] dikkate değer ve “yeni çağımızda” akademinin durduğu yeri temsil eder nitelikte. Ne var ki, bir akademik makalede okuduğum şu satırları internette rastlanabilecek binlerce YZ ürün reklamından ayırmakta zorlanıyorum: “İnsan-makine etkileşimi merceğinden bakıldığında üretken YZ, çeviri üretme ve öğrenme süreçlerinde özerk, interaktif bir partner olabilir.”[22] Evet, öğretmenler gerçekten de “proaktif biçimde bilgiyi ortaya çıkarma sürecinde öğrencileriyle ortaktır”[23] (öğretirken öğrenirler demek istiyor), ama üretken YZ’nin hangi nitelikleri onu bu rolü oynamaya elverişli kılıyor, çoğu yazıda açık değil. Yetkinlikten ve gelecekte bunların yetersizliğinden veya geliştirilmesinden söz açan birçok sunumda, makalede veya tanıtımda “yetkinliğin” ne olduğu da aynı şekilde açık değil.

Yapay zekâyla dönüşüme uğrayan çevirmenlik rolünden bahsederken, ekonomik ilişkiler hakkında mı, çeviri hakkında mı, dil hakkında mı düşündüğümüzü açık seçik ortaya koymamız gerekiyor. İş YZ, çeviri ve eğitimin kesiştiği noktaya geldiğinde ise temel varsayımlarımızın ve buna paralel olarak nesnemizin ne olduğu konusuna açıklık getirmenin hepimize faydalı olacağı kanaatindeyim. Sektör ile akademi arasındaki uyuşmazlıklara kısa ve öz biçimde dikkat çekebilmek için, çeviri endüstrisinin göbeğinden, lokalizasyon sektöründen bir blog yazısına on yıl önce dökülmüş şu incileri dikkatinize sunarım: “Uzun uzun yıllar önce, yazılı diller yoktu. O yüzden çeviriye gerek bile yoktu!”[24] Öte yandan, Theo Hermans şöyle diyor: “Gerçekten ‘Başlangıçta Söz vardı’ ise, çeviri başlangıçtan beri bir sorundu.”[25]

©IBM, 1954. Bilgisayarların kapasitesini artırma ve kullanma isteği, Soğuk Savaş’la katılaşan bir mefhum oldu. Rusça-İngilizce arasında çalışılan Georgetown-IBM deneyi, makine çevirisinin potansiyelini göstererek ilgili araştırmalara (federal hükümetten) fon sağlamak için düşünülmüş ve uygulanmıştı. 1966 yılında yine federal hükümetin kurduğu ALPAC’in raporu, o zamanın kural tabanlı makine çevirisi sistemlerini son derece başarısız ve yersizce masraflı bularak insan çevirmenlere daha çok yatırım yapılmasını önerdi ve “teknolojiyi 20 yıl kadar geciktirdi”.[26]

Yeni bir teknolojiyle bir sektörün büyük dönüşüm geçirdiğini, birçok çalışma pratiğinin değiştiğini söylemek mümkün. Üretken YZ Çağında… başlıklı eserde ve bolca üretilen başkalarında, geniş dil modellerinin ürettiği dille etkileşim kurup işbirliği modelleri üreterek uyum sağlamaya çalışma önerileri yaygın. Bu teknolojinin insan üzerindeki etkisine dair söz söylemek içinse çalışan-sektör,[27] çalışan-işyeri[28] ve hatta müstakbel çalışan-eğitmen ilişkilerinden başka yere bakmak gerekiyor.

Bütüncül bir bakış kazanabilmek için yukarıdakilerin tümünün beraber ele alınması gerektiği de söylenebilir. Bunu sağlamak geniş erimli “disiplinlerarası” bir yaklaşım gerektirdiğinden (bana sorarsanız “uyum sağlama” derdini bir kenara bırakmış, temel ilkeler belirlemiş bir yaklaşım gerektirdiğinden), çoğu zaman daha muğlak değerlendirmeler ve öneriler okuyoruz. Örneğin Penet “üretken YZ’nin bizleri insanların çeviri sürecine yaptığı katkı üzerine düşünmeye sevk etmesi gerekir” diye bir çağrıda bulunuyor. İlk bakışta son derece masum bir çağrı bu, ancak çevreleyen söylemde birçok kategori ve iddia birbirine karışıyor. Örneğin aynı yazıda YZ’nin çevirinin “demokratikleşmesini” sağlayacak olması, hız ve proje yönetimi ve hatta yeni projelerin bulunması gibi alışıldık faydalarla beraber öne sürülüyor.[29] Halbuki bunlardan ilki köklü toplumsal bir dönüşüme işaret ederken, ikincisi mevcut bir dizi üretim ilişkisinin ifadesi.

YZ’nin ekonomik boyutu zaten tartışmalı (dizinin ilk bölümünde buna değinmiştim).[30] Üstüne, gelecekteki faydaları düşündürerek bizi şimdiki zamanda duygusal, zamansal ve maddi “yatırıma” çağıran tarafların, önceden çevirmenler ile çevirmen olmayanlar arasında çevirmenler lehine bir güç dengesizliği varmış gibi davranması bana pek doğru gelmiyor. Yukarıda bahsettiğim basit yetkinlik tanımı, binlerce yıllık “çevirmen şunu ve bunu çok iyi bilir, şunu da hep şöyle yapar” reçeteciliğinden sonra son derece “demokratik” bir bakış açısı sunuyor sanki. Çeviri, daha çok insan çeviri yapabildiği için mi demokratikleşecek? Makine çevirisi aracılığıyla iletişim kurmayı başarırsak, çeviri yapmış oluyor muyuz örneğin? Öyleyse niçin yeri geldiğinde “çeviriye gerek kalmayacak” diye de alkış tutabiliyoruz? Birçok bakımdan köprüler kurduğu söylenen bir mesleki faaliyet, şimdi insanlar arasına duvar mı örüyor oldu?

Her şeye rağmen, Penet’ın da belirttiği üzere, çeviri eğitimi programlarının çok uzun süre boyunca (özellikle Avrupa’da yüksek lisans programlarına da sirayet ettiği üzere) mesleki yetkinlik kazandıran programlar olarak sunulduğu doğru. Bunca yıllık teknolojik ilerlemenin çoğunlukla çevirmenin işlevlerini zenginleştirdiği düşünülürken ve programlar bu teknolojileri çeşitli yoğunluklarla eğitime kazandırırken, YZ’yi “çığır açıcı”, “iş bitirici”, “devrim niteliğinde” bir teknoloji olarak gösteren nedir?

Ünlü sibernetikçi Stafford Beer’ın önermesini takiben: Bir sistem ne yapıyorsa, amacı da odur.[31] Endüstri-akademi kesişimi, “yasal” olup etik durumu tartışılır olan[32] yeni teknolojileri iş akışına ve mesleki eğitime katmak için fikir üretedursun, ben araştırmanın öznesi olarak çeviri öğrencileri alındığında nelerle karşılaştığımızı merak ediyorum. Birçoğumuzun, çeviri öğrencilerinde görülmek istenen aktarılabilir becerileri gerektiren bir işte çalışmaya başlarsak o işte çalışmayı öğrenebileceğimizi düşünüyorum. Asıl soru, her şeyin cevabını bulup söyleyebileceğine, ayrıca “sohbet” arayüzüyle çalıştığı için bir araç değil bir öteki statüsü taşıyabileceğine inanıverdiğimiz bir teknolojinin etkisi altında iletişimin, bilginin, dilin, özgüvenin, benlik algısının birbirleriyle ilişkisine ve geleceğine dair. YZ sistemlerinin “ne olduğunu” bize bizzat bu ilişkiler gösterecek.

Sektörün bu insani meseleler hakkında değişken söylemler ürettiğini ve kartlarını açık oynamadığını düşündüğümü ortaya koydum sanıyorum. Vasfın tanımı değişiyor, yetkinlikse baktığımız yere göre aynı kalıyor. Pym, 2003 yılında “internet sitelerinin, çeviri hafızası programlarının ve diğer tüm [teknolojilerin] çevirmen ile hedef kitlesi arasında yarattığı büyük bir dolayım var” demişti.[33] Bu dolayımın üretken YZ çağında maddi çevremiz ve alışkanlıklarımız üzerindeki etkileri nelerdir?

Bütün bunlar, çevirinin aynı zamanda bedenle yapılan bir iş olduğunu ve bu iş için eğitim alanların bedeniyle ve zihniyle neler yaptığını irdeleyecek, öğrenci katılımına dayanan olgu temelli çalışmaları mümkün –hatta gerekli– kılıyor benim gözümde. Dizinin bir sonraki bölümünde böyle bir çalışmayla huzurunuza çıkmayı amaçlıyorum.

DİPNOTLAR

[1] JC Penet, Joss Moorkens ve Masaru Yamada (ed.), (2026). Teaching translation in the age of generative AI: New paradigm, new learning? Berlin: Language Science Press. DOI: 10.5281/zenodo. 17641062

[2] The Future of Language and Translation Education with JC Penet and Joss Moorkens

[3] Sarp Kaya, Hem İçindeyiz Zekânın, Hem Büsbütün Dışında

[4] A.g.e., s. vi.

[5] Massey, G. ve Ehrensberger-Dow, M. (2026). “Translation competence in the age of generative AI: Debates, dilemmas, directions”, Teaching translation in the age of generative AI içinde, s. 4-5.

[6] A.g.e., s. 19

[7] A.g.e., s. 11

[8] What Translation Students REALLY Need to Learn in the AI Age?

[9] Pym’in özetiyle okumak için: Anthony Pym (2023). Çeviri Kuramlarını Keşfetmek. (Çev. C.Ö. Taş, D. Göç, D. Süren, H.D. Kalkan, H. Güngör). Everest.

[10] The Future of Language and Translation Education with JC Penet and Joss Moorkens (20:23)

[11] Massey ve Ehrensberger-Dow (2026:9)

[12] Pym, Anthony. (2004). Redefining Translation Competence in an Electronic Age. In Defence of a Minimalist Approach. Meta (48). 481-497. 10.7202/008533ar., s. 482, italikler benim.

[13] A.g.e., s. 489

[14] Nitzke, Jean & Silvia Hansen-Schirra. (2021). A short guide to post-editing. Berlin, Germany: Language Science Press. DOI: 10.5281/zenodo.5646896.

[15] EMT (Avrupa Yazılı Çeviri Yüksek Lisansı). (2022). European master’s in translation competence framework 2022. Tech. rep. Brussels: European Commission. https://commission.europa.eu/ system/files/2022-11/emt_competence_fwk_2022_en.pdf.

[16] Yalçındağ, A. S. (2025). İş İlanları Üzerinden Çevirmenden/Çeviriden Beklenenlere Bir Bakış. Çeviribilim ve Uygulamaları Dergisi, (TÜÇEVAS Özel Sayısı), 133–150. https://doi.org/10.37599/ceviri.1620538

[17] Pym (2004: 493).

[18] Erik Angelone. (2026). Generative AI as a facilitator of deliberate practice in translator training. İçinde yer aldığı: Penet ve diğ. Teaching translation…, 27-47.

[19] Pym, A. (2014). Translation Skill-Sets in a Machine-Translation Age. Meta, 58(3), 487–503. https://doi.org/10.7202/1025047ar. Penet ve diğ. edisyonunda yer alan birçok yazar “veri okuryazarlığına” dikkat çekiyor ve üzerine düşünüyorlar.

[20] “Teaching AI ethics for translation students”, Teaching translation in the age of generative AI içinde, s. 105 vd.

[21] “Re-positioning the human translator as the future expert of GenAI translation in the translation classroom: The results of a collaborative study”, Teaching translation in the age of generative AI içinde, s. 125 vd.

[22] “Translation competence in the age of generative AI: Debates, dilemmas, directions”, Teaching translation in the age of generative AI içinde, s. 12.

[23] A.g.y.

[24] https://www.ulatus.com/translation-blog/the-evolution-of-translation/

[25] Hermans, T. (2023). Metatranslation. Routledge. s. 15. https://doi.org/10.4324/9781003011033

[26] https://www.thelinguafile.com/2013/11/the-alpac-report-failings-of-machine.html

[27] Bkz. Penet, J. (2024). Working as a Professional Translator. Routledge. https://doi.org/10.4324/9781003220442

[28] Bkz. Hubscher-Davidson, S., ve Lehr, C. (2021). Improving the Emotional Intelligence of Translators. Springer International Publishing. https://doi.org/10.1007/978-3-030-88860-2

[29] Penet ve diğ., Teaching translation…, s. iv.

[30] Sarp Kaya, Hem İçindeyiz Zekânın, Hem Büsbütün Dışında

[31] “The purpose of a system is what it does.” Beer, Stafford (2002-01-01). “What is cybernetics?”. Kybernetes. 31 (2): 209–219. doi:10.1108/03684920210417283ISSN 0368-492X.

[32] https://t24.com.tr/dunya/yapay-zekayi-egitmek-icin-milyonlarca-kitap-imha-edildi,1295175?_t=1786823314085

[33] Pym (2004: 494)